İzlenecek Yol Google

6.3- İzlenecek Yol

“1. Parselasyon haritalarının (imar planı) kontrolü ve tescili için Valilik Belediye Başkanlığı ilgili Kadastro Müdürlüğüne yazılı talepte bulunur.

a) Talep önce evrak defterine sonra fen işleri kayıt defterine kaydedilir.

b) İstem belgesi düzenlenir, başvuru fişinin düzenlenmesine gerek yoktur. Fen işleri kayıt defterinden alınan kayıt tarih ve numarası istem belgesine yazılır. Ayrıca işlemin cinsi istem belgesine işaretlenir, adı ve soyadı bölümüne yazıyı gönderen kurumun adı ile yazının tarih ve sayısı yazılır.

c) İstenen belgelerden eksik olanlar resmi yazı ile ilgili idareye bildirilerek tamamlanması istenir. Parselasyon haritasının kontrolü için gün verilmişse verilen gün ve saat idareye bildirilir.

2- Parselasyon haritalarının kontrolü için "Kadastro Değişiklik ve Kontrollük işlemleri Ücret Çizelgesinde belirtilen ve işlem tarihinde uygulanmakta olan hizmet bedeli ilgilisi tarafından Döner Sermaye işletmesi Saymanlığına yatırılır.

Belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının kendi elemanlarınca ve harita mühendisi sorumluluğunda yaptıkları parselasyon haritalarının (imar planları) kontrolünden çizelgede belirtilen ücret alınır. Ancak kamu kurum ve kuruluşları ile TKGM arasında bu konuda protokol düzenlenmesi halinde protokol esasları uygulanır.” (YILDIZ, 1999)

bilgi

Kültür Bitkilerinin Işıklamalarına Olan Etkiler Google

Kültür Bitkilerinin Işıklamalarına Olan Etkiler

Yabancıotlar, kültür bitkilerinden fazla ve çabuk geliştiklerinden, tanı alanını, ekimi yapılmış olan bitkiden önce kaplamakta ve bu suretle de kültür bitkisinin ışıklamasını önemli ölçüde negatif yönde etkileyebilmektedir. Bilindiği bitkiler, güneş enerjisi yardın ile CO2‘i indirgeyerek önce basit şekerleri, sonra da ğ ve protein yüksek moleküllü yapı taşlarını oluşturmaktadırlar. Basit olarak bu şekilde ifade edilebilen fotosentez olayında, güneş enerjisinin rolü çok önemlidir, Yabancıotların tarlayı kaplaması sonucu güneş ışınları, kültür bitkisine az oranda ulaşmakta ve bu şekildeki bitkiler, yabancıotlardan temizlenmiş sahalarda yetişen kültür bitkilerine oranla, düşük özümleme yapabildikle­rinden, sonuçta gelişme gerilişi ve veril düşüklüğü göstermektedirler. bilgi 

Ayrıca yabancıotların yoğun bulunduğu tarlalarda, ışıklama homojen olmadığından, kültür bitkisinin olgunlaşması da, mütecanis olmamakta ve bu durum da hasat zamanının saptamasında güçlük yaratmaktadır.

Kimyasal Mücadele Google

Kimyasal Mücadele

Zamanımızda en çok kullanılan ve belki yan etkileri göz önünde tutulmazsa başarı en çok ulaşılan yöntemdir. Etki etme şekillerine (bazen şimlerine) göre gruplara ayrılır.

1. Solunum Zehirleri:Solunum organlarına etki ederler. Siyan gazı (HCN), akrilnitril (CH2CHCN), tetraklor karbon (CCI4), hidrojenli fosfor (PH3) özellikle kapalı yerlerde ve seralarda çok çeşitli amaçlar için kullanılır. Çok etkilidirler.

2. Yenme ile alınan zehirler:Besinlerle alınır, mide ve bağırsaklarda zehirlenmeler yapar. Arsenik preparatları (kurşun kalsiyum arsenat) ve diğer çoğu bu yüzyılın yarılarında çok kullanılmalarına karşın, sonra, insanlar ve hayvanları üzerinde büyük zehirlenmelere neden olduğu için, çok ülkede yasaklanmıştır.

3. Kontak İnsektisidler: çok çeşidi arada kullanılır. Genellikle yapay olarak sentez edilirler. Pek azı bitkisel maddelerden, çoğu madensel ğlardan çıkarılır. çok çeşidi sentezlenmiştir. Çoğunluk özgül etkiye sahiptirler. Üç ana gruba ayrılırlar. Klorlu hidrokarbonlar, organik fosfor şikleri ve karbamat insektisidler (6).

1.4. Kimyasal Mücadele Yönteminin Ekonomik ve Çevresel Etkileri

Zararlılarla mücadelede yaygın olarak kullanılan insektisidler bitkilerde ve çevrede bulunan canlılar üzerinde çok zararlı etkiler meydana getirmektedirler (7).

1. Bitkiler Üzerine Olan Etkileri

İnsektisidler genellikle bitkilerin yaprak ve sürgünlerinde yanma denilen takım lekeler ile değişimlerinin meydana gelmesine yol açmaktadırlar. Hatta bazen bütün bitkinin ölümüne de sebep olurlar. Bazen kullanılan insektisidlerden biri bitkiler üzerine zararlı olmazken iki preparat aynı anda uygulandığında çok tehlikeli olabilmektedirler. Özellikle dinitro şikleri ile yapılan ilaçlamalarda bitkiler çok etkilenmektedirler (8).

2. Hayvanlar ve İnsanlar Üzerine. Olan. Etkileri

Kullanılan insektisidler belirli dozlarda hayvanlar ve insanlar üzerinde zararlı etkiler yaparlar. Tehlikeye en çok maruz kalan kişiler ilacı kullanan bu işle meşgul olan kişilerdir. İlaç uygulanan alanda kısa süre sonra hayvan otlatılırsa, zehir hayvan bünyesine taşınır. Ayrıca arazideki ilaç hemen peşi sıra yoğun ğmur ile derelere ve oradan da denizlere taşınır. Burada balıkların yapısına giren kimyasallar beslenme yolu ile insanlara kadar ulaşır. Önemli diğer konu da ilaçlı meyve ve sebzelerin çok temizlenmeden yenilmemesidir.

İnsanlar ve hayvanlar üzeride en etkili şikler başta arsenik olmak üzere fosfor asidi ester preparatları, DDT ve Toxaphane klorlu hidrokarbonlardır. Bu şikler özellikle insanda beyin, karaciğer, böbrek ve ğ dokusunda kerede önemli hasara yol açarlar (9).

3. Böcekler Üzerine Olan Etkileri

İnsektisidlerin böcekler üzerine etkileri böceklerin uygulanan kimyasala karşı mukavemet kazanması ve faydalı böceklere zarar vermesi şeklinde olur.

a. Zararlı Böceklerde İlaçlara Karşı Mukavemet

İnsektisidler her ne kadar zararlı böcekleri etmek için kullanılsalar da, her zaman zararlı böceklere karşı etki sağlayamazlar. Çünkü zamanla insektisidlerin tatbik edildikleri zamanki etkili dozlarından az etkilenebilen ırklar ortaya çıkmaktadır. Bu olaya "böceklerin mukavemeti" adı verilmektedir. İlaç baskısı altında yetişen generasyonlarda tabii seçim hassas olan fertlerin ortadan kalkmasına ve devamlı mukavim fertlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Dolayısıyla bu fertlere karşı kullanılan insektisidler çok çevredeki yararlı canlıları ve insanları etkilemektedir.

Böcekler ile insektisidler arasındaki önemli ilişki de herhangi ilacın baskısı altında yetişen böcek populasyonunda, o böcek populasyonuna tatbik edilmeyen ilaçlara karşı da mukavemet geliştirilebilmesidir. Buna, "karşıt mukavemet "adı verilmektedir. Özellikle böceklerde mukavemetin kısa sürede meydana gelişi mücadelede kullanılan kimyasal insektisidi kısa sürede etkisiz hale getirmektedir. Bunun sonucunda da çok ilaç kullanılması gerekecektir. Kullanılan aşırı dozdaki ilaçlar zararlı üzerinde etkili olmaktan çok çevre kirliliği ve yan etkiler getirmektedir (7).

b. Kimyasal İlaçların Faydalı Böceklere Etkileri

İnsektisidlerin etki tarzı bakımından zararlı ve faydalı böcekler arasında farklılığı yoktur. Fakat etkileri bakımından farklılıklar vardır. Faydalı böcekler olarak kabul edilen predatör ve parazitler insektisidlerden fazla etkilenmektedirler (7). Ne yazık ki parazit ve predatörlerdeki mukavemetin oluşumu, zararlı böceklerdeki kadar çabuk olmamaktadır. Bunun sonucu olarak zararlı populasyonları üzerinde dengeleyici olan parazit ve predatörler ortadan kalkmakta ve zararlılar çabuk yayılmaktadır. Ayrıca insektisidlerin kullanıldığı alanlarda doğal olarak şayan polinatör canlılar da olduğu için, bu alandaki zirai ürünlerde tozlaşma oranı da azalmaktadır. Bunun sonucunda büyük verim düşüklüğü ortaya çıkmaktadır (5).

4. Çevreye Olan Etkileri

İnsektisidlerin kullanıldığı çevredeki, bal arıları en fazla etkilenen canlılar arasındadır. Bal arıları, bal, arı sütü ve bal mumu ürünlerini oluşturmalarının yanısıra bitkilerin tozlaşmasını da sağlamaktadırlar. İnsektisidlerin etkileriyle ölen arılar bu faydalı görevlerini yerine getiremezler. Bunun sonucunda da yine büyük verim düşüklüğü olmaktadır (7).

Kimyasal mücadelede kullanılan maddelerin yukarıda bahsedilen olumsuz yan etkilerinden dolayı, tüm dünyada kimyasal mücadelenin yerini biyolojik mücadele olarak bilinen yöntemin alacağı tartışılmaktadır.

İstanbul’un merkezinde konut projeleri Google

İstanbul’un merkezinde konut projeleri

61560 mashattan İstanbulun merkezinde konut projeleri

İstanbul’un merkezinde konut projeleri

İstanbul’un en eski ve merkezi yerleşim bölgelerinden biri olan Şişli ve Beşiktaş’ta durgunluk ve krizden eser . İstanbul’un en pahalı konutlarına sahipliği yapan Şişli ve Beşiktaş’taki konut fiyatları astronomik yükselişine devam ediyor

Son günlerde konut sektöründe şanan durgunluk ve kriz, İstanbul’un en büyük iş, alışveriş ve konut bölgesi olan Şişli ve Beşiktaş’a uğramadı. İstanbul’un en pahalı konutlarına sahipliği yapan Şişli ve Beşiktaş’taki projelerde dairenin fiyatı 6.5 milyon YTL’yi aştı. İkinci el konut fiyatlarındaki artış ise hız kesmiyor. Üstelik bölgede yapılan çok konut projesinde satış tamamlanırken çoğunda sona doğru yaklaşılıyor.

Kentin en işlek ve en canlı bölgesi olan bu iki ilçe, sakinlerine, İstanbul’un en eski ve en merkezi yerleşim bölgelerinden birinde şamanın hem avantajını hem de zorluklarını arada sunuyor. Metropolde şamanın tüm nimetlerini içinde barındıran Beşiktaş ve Şişli’de ulaşımdan alışverişe, sağlık merkezlerinden, kültürel şam mekanlarına kadar sosyal şamın gereği olan her şey bölge sakinlerinin elinin altında. Üstelik hızla yenilenen, her geçen gün fazla nitelikli konuta kavuşan bölgedeki konutlar, prim potansiyeliyle yatırımcının yüzünü güldürüyor.

Lüks konut merkezi
Ancak Şişli ve Beşiktaş’ta şamak herkesin harcı değil. Bölgede inşaat yapılabilecek arsaların kısıtlı olması çok sayıda konutun inşa edilmesine imkan tanımıyor. Mevcut nadir arsalar çoğunlukla alışveriş ve iş merkezi inşa edilerek değerlendiriliyor. Bununla birlikte bölgedeki eski konutların yıkılarak yenilenmesi süreci çoktan başlamış durumda. Ancak bu da oldukça maliyetli arsa edinme yöntemi. Bu yüzden bölgede yapılan konutların çoğu rezidans ve lüks konut sınıfında planlanıyor.

Terrace Fulya
İnanlar İnşaat’ın inşa ettiği Terrace Fulya’da büyüklükleri 58 metrekare ile 221 metrekare arasında değişen daireler, metrekaresi 5 bin 500 dolar ile 6500 dolar arasında değişen fiyatlarla satışa sunuluyor. 16 ve 17 katlı iki yüksek bine ve 8′er katlı 5 binadan oluşan projede toplam 257 rezidans dairesi bulunuyor. Dairelerin Haziran 2008′de teslim edilmesi planlanıyor. Her blok için ayrı tasarlanan sosyal tesislerde kapalı havuz, fitness salonu, sauna, fin hamamı, kreş kuru temizleme, kuaför, bilardo, hobi odası, kafe, restoran, çok amaçlı salon yer alıyor. Ayrıca yeşil alan olarak ayrılan alanlarda yürüyüş yolları çocuk bahçesi, tenis kortu ve basketbol sahası donatılara yer veriliyor.
Tel: (0216) 291 28 60

Mashattan
Taşyapı İnşaat’ın, Maslak’ta inşa ettiği Mashattan’da daire fiyatları 390 bin ile 1 milyon 210 bin dolar arısında değişiyor. Ağustos 2008′de 85 metrekare ile 255 metrekare arasında değişiyor.
140 dönüm arazi üzerinde 33 katlı 10 bloktan oluşacak Mashattan’da 130 dönümlük doğal şam alanı oluşturuluyor. Sitede 15 bin metrekarelik sosyal tesis, alışveriş merkezi ve üçü açık biri kapalı olmak üzere 4 yüzme havuzu yapılması planlanıyor. Ayrıca yapay gölet, botanik bahçeleri tenis kortları, spor alanları, sinema salonları, hobi ve el sanatları merkezi, restoran, kafeterya sosyal donatılara yer verilecek. Çamaşır makinesi hariç tüm beyaz eşyaları ile birlikte teslim edilecek olan dairelerde, ısıtma, soğutma ve havalandırma işlemleri otomatik sistemle gerçekleştirilecek.
Tel: (0212) 286 22 40

Selenium Twins
Aşçıoğlu İnşaat tarafından inşa edilen ve Fulya’daki Süleyman Seba Projesi içinde yer alan Selenium Twins’te satışı devam dairelerin büyüklükleri 235 metrekare ile 330 metrekare arasında değişiyor. Eylül 2008′de teslim edilmesi planlanan dairelerin fiyatları ise 1 milyon 345 bin euro’dan başlıyor, 1 milyon 561 bin euro’ kadar çıkıyor. Toplam 43 dönümlük arazi üzerine kurulan proje kapsamında 30′ar katlı iki konut blokunun yanı sıra hastane, market, food court, otopark, ofis binası ve mini çarşı yer alıyor.
Tel: (0212) 291 53 13

Bellevue Residences by Kempinski
Astaş İnşaat ve Remag Gayrimenkul ortaklığıyla inşa edilen ve Kempinski tarafından işletilecek olan Bellevue Residences by Kempinski’de büyüklükleri 266 metrekare ile 414 metrekare arasında rezidans dairler, 1 milyon euro ile 2 milyon 200 bin euro arasında değişen fiyatlarla satılıyor. Etiler girişinde inşa edilen Bellevue Residences by Kempinski, 7 yıldızlı şam alanı olarak planlanıyor. Rezidans hizmetleriyle birlikte Haziran 2008′den sonra hizmete girecek olan projede daire teslimlerine başlandı. Toplam 64 dairenin bulunduğu Bellevue Residences by Kempinski, 7 bin metrekare alan üzerinde 22 katlı ve 2 kuleden oluşuyor. Valet parking, concierge, housekeeping, catering, uyandırma servisi, limuzin-araba kiralama servisi, mesaj ve telefon servisi, her türlü rezervasyon, alışveriş yardımcısı, gazete kurye, oda servisi, garson-aşçı kiralama, kişisel güvenlik ve koruma rezidans hizmetlerinin sunulacağı Bellevue Residences by Kempinski’de açık-kapalı yüzme havuzu, güzellik bakım merkezi, hamam ve sauna birimlerin yanısıra büyük spor ve spa merkezi de yapılacak.
Tel: (0212) 347 41 56

Selenium Panorama
Aşçıoğlu İnşaat’ın Esentepe’de inşa ettiği Selenium Panorama’da büyüklükleri 158 metrekare ile 476 metrekare arasında değişen dairelerin satış fiyatları 525 bin YTL euro’dan başlıyor, 3 milyon 300 bin euro’ kadar çıkıyor. Eylül 2008′de beyaz eşyalarıyla birlikte teslim edilecek olan dairelerde klima, kombi, sprinkler yangın koruma sistemi, ADSL bağlantısı, uydu tv sistemleri, 24 saat aktif güvenlik donatılar yer alıyor. Hause keeping, ütü rezidans hizmetlerinin verileceği Selenium Panorama, 3 bin 500 metrekare arsa üzerinde 23 katlı tek rezidans bloğu olarak inşa ediliyor. Uğur böceği şeklinde tasarlanan binanın 13. katından itibaren tüm daireler deniz görüyor. Alt katında kapalı otopark inşa edelecek olan projede her dairenin, içinde ağaç bulunan birer balkonu olacak.
Tel: (0212) 291 53 13

Elysium Cool
Ofton İnşaat’ın Kurtuluşta inşa ettiği Elysium Cool’da daire fiyatları 155 bin dolar ile 475 bin dolar arasında değişiyor. 2008 Aralık’ta teslim edilecek projede, 62 metrekareden 231 metrekare arasında değişik büyüklükte 12 farklı daire bulunuyor.

Kurtuluş’a site şamını getirecek olan proje, 7 bin metrekare alanda inşa edilen 5 blokta 210 daireden oluşuyor. Elysium Cool’da kapalı ve açık otoparktan fitness salonuna saunadan hamama, açık ve kapalı yüzme havuzlarından çocuk oyun alanlarına kadar çeşitli aktivitelerin yapılabildiği alanlar yer alıyor.
Tel: (0212) 343 51 45

Middleist
Ortadoğu Group’a bağlı Ortadoğu İnşaat tarafından Okmeydanı’nda inşa edilen Middleist’de büyüklükleri 126 metrekare ile 181 metrekare arasında değişen dairelerin fiyatları 396 bin YTL’den başlıyor, 730 bin YTL’ye kadar çıkıyor. Yapımına Kasım 2007′de başlanan sitenin, Temmuz 2009′da tamamlanması öngörülüyor.

10 bin metrekare arsa üzerine kurulu 4 blokta 182 daireden oluşan Middleist’te 2+1, 3+1, 4+1 ve 4+2 olarak tasarlanan 5 ayrı tip daire yer alıyor. Sitenin ortak alanlarında açık ve kapalı yüzme havuzları, çocuk oyun alanları, her daireye iki adet kapalı otopark alanı, basketbol ve voleybol sahası, market alanı, fitness salonu, sauna, squash salonu, yürüyüş parkurları yapılıyor.
Tel: (0212) 221 51 52

Selenium City
Aşçıoğlu İnşaat’ın Etiler’de inşa ettiği Celenium City’de büyüklükleri 169 metrekare ile 276 metrekare arasında değişen dairelerin fiyatları 1 milyon 400 bin YTL’den başlıyor, 2 milyon 300 bin YTL’ye kadar çıkıyor. Normal ve dubleks daire seçeneklerine yer verilen sitenin Eylül 2008′de tamamlanması planlanıyor. 10 dönüm arazi üzerine kurulan 6 blokta 60 daireden oluşan sitede gezinti ve çouk oyun alanları, tenis – basketbol – voleybol sahası, kapalı yüzme havuzu, güneşlenme terasları, fitness salonu, sauna, masaj odaları, bilardo ve masa tenisi salonu, restoran ile kafe/bar yer alıyor.

Tel: (0212) 291 53 13

Anhill Residence
Ant Yapı’nın bu ay inşaatına başladığı Ahthill Residence’de 1+1 daireler 86 ve 88 metrekare 1+1 daireler 250 bin ile 562 bin dolar, 96 metrekare ve 121 metrekare arasında değişen 2+1 daireler 278 bin dolar ile 739 bin dolar, 182 metrekare ile 195 metrekare arasında değişen daireler 527 bin dolar ile 1 milyon 182 bin dolar, 207 metrekare ile 220 metrekare aralığındaki 4+1 daireler ise 651 bin dolar ile 1 milyon 373 bin dolar arasında değişen fiyatlarla satışa sunuluyor. 54 katlı iki kule halinde inşa edilen projenin 40 ve 54′üncü katları arasında bulunan loft daireler ise daire özelliklerine özel olarak göre fiyatlandırılıyor.Dairelerin 30 Ağustos 2010 tarihinde teslim edilmesi planlanıyor. Toplam 804 dairenin yer alacağı Anthill Residence’de çocuk oyun alanları, fitness salonu, sauna, Türk hamamı, restoran, kafe, toplantı salonları, buhar odası, squash, açık-kapalı spor sahaları, mini golf, basketbol-voleybol sahası, çocuk oyun kulübü sosyal tesisler yapılacak.
Tel: (216) 456 07 22

TOPRAĞI ANALİZ ETTİRMEDEN GÜBRE KULLANIRSAK NE OLUR? Google

TOPRAĞI ANALİZ ETTİRMEDEN GÜBRE KULLANIRSAK NE OLUR?

TOPRAĞI ANALİZ ETTİRMEDEN GÜBRE KULLANIRSAK
NE OLUR?

¨ Toprağa gereğinden fazla az gübre verilebilir.

 TOPRAĞI ANALİZ ETTİRMEDEN GÜBRE KULLANIRSAK NE OLUR?

Bitkinin ihtiyacından az gübre kullanılabilir. Bu durumda bitkiler yeterince beslenemediklerinden gelişemezler ürün azalır, alınan ürün gübre parasını karşılamayabilir. Bitkinin ihtiyacından fazla gübre kullanılabilir. Böylece fazladan atılan gübre parası ziyan olduğu , fazla gübre toprağa ve ürüne olumsuz etkiler yapabilir.

Resim 5.2. Toprak analiz laboratuarı

¨ Toprağa yanlış cins gübre verilebilir.

Yanlış cins gübre kullanılabilir. Bunun sonucu olarak ürün azalabilir, yatabilir kuruyabilir. En azından üründe artış olmayabilir. Böylece de gübreye verilen para boşa gitmiş olur, maliyeti arttırıcı yersiz masraflara yol açılabilir.

¨ Yanlış zamanda ve yanlış şekilde gübre kullanılabilir.

Bu şekilde yapılan gübrelemenin ürün artışı üzerindeki etkisi az hiç olmayabilir.

Bütün bunların sonucu olarak gübreden beklenilen yarar sağlanamayabilir.

Yukarıda belirtilen muhtemel sorunları önlemek için uygun ve ekonomik gübrelemenin yapılabilmesi; ancak ekimden önce, tarla toprağının verimlilik yönünden gerekli analizlerinin yaptırılması sonunda yetkili teknik elemanların yapacakları tavsiyelerin olarak yerine getirilmesi halinde mümkün olabilmektedir.

Ancak, toprak analizlerinden beklenen yararların sağlanabilmesi için, analiz edilen toprak örneklerinin usulüne uygun olarak alınmış olmaları gerekir. Usulüne göre alınmamış ve uygun şekilde analize hazırlanmamış toprak numunelerinin analizleri, çok hassas şekilde ve en ileri yöntemler uygulanarak yapılmış olsalar dahi değer taşımazlar. Laboratuvara gelen toprak numunesinin küçük kısmı üzerinde yapılan analizlerin sonucu; geniş alana uyarlanmaktadır. Bu nedenle toprak numunelerinin, alındıkları alanların toprak özelliklerini olarak yansıtacak şekilde alınmalarına çok dikkat edilmelidir.

Toprak numuneleri, alındıkları alanları olarak temsil etmiyorlar ise, analiz sonuçlarına dayanarak yapılacak gübreleme tavsiyeleri alınacak diğer kültürel tedbirler gerçeğe uymaz ve yanlış uygulamalara yol açabilir.

Topraklarını analiz ettirmek suretiyle analiz raporunda belirtilen gübreleme tavsiyelerini olarak uygulayan çiftçiler, kuşkusuz gerek kendi gerekse memleket ekonomisine önemli ölçüde hizmet etmiş olacaklardır.

Eksik fazla, yanlış cins ve zamansız gübre kullanmamak için toprak analizi şarttır. Gübre kullanmadan önce toprağın mutlaka analiz ettirilmesi ve laboratuardan alınacak toprak analiz raporu sonucuna göre gübre kullanılması gerekir.

5.3. TARLADA TOPRAK ÖRNEKLERİ NEREDEN ALINIR?

Değişik tarlaların topraklarında farklı miktarlarda bitki besin maddesi bulunmaktadır. Bunun için her tarladan ayrı ayrı toprak örneği alınması gerekir.

¨ Aynı tarla içinde, değişik özellik gösteren kısımlar bulunabilir. Mesela tarla toprağının kısmı açık renkli, diğer kısmı koyu olabilir. Bu farklılığı bize tarlanın bu iki kısmında organik madde ve demir çok madde bakımından farklılıklar olduğunu gösterir.

¨ Tarlanın kısmı düz kısmı eğimli olabilir tarlanın kısmı çorak, diğer kısmı nispeten verimli olabilir. Eğer aynı tarlanın içinde böyle farklı yerler varsa bu alanlardan da ayrı ayrı toprak örneği alınmalıdır.

Maket veya proje üstünden daire satışında Tapu Harcı Google

Maket proje üstünden daire satışında Tapu Harcı

|Posta Gazetesi| |30.04.2009|

Soru: Arsa karşılığı daire inşa firma, arsa üzerine kat irtifakı kurup, inşaata başlamadan sattığı dairelerin arsa payı tapusunu verirken, Tapu Harcı arsaya isabet emlak vergi değeri üstünden ödeniyor. Bu işlem doğru mu?

Sinan Tokat

Cevap: Kat irtifaklı kurulmuş olup, inşaatı başlamayan binadan satılan daireye ait arsa payının tapusunun verilmesinde Tapu Harcı, yıllar arsa payının emlak vergi değeri üstünden, ödendi. Maliye Bakanlığı 12 Temmuz 2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlamış olduğu 56 sayılı Harçlar Kanunu Tebliği ile, kat irtifaklı arsa payı devirlerinde Tapu Harcının, arsa payının emlak vergi değeri üstünden değil, dairenin gerçek alım-satım bedeli üstünden ödenmesi gerektiğini açıkladı. Ancak yasa ile yapılması gereken düzenlemenin tebliğle yapılmış olması, yoğun eleştirilerin yanında, Tebliğ iptal davalarını da beraberinde getirdi. Tebliğin iptal ihtimalinin artması üzerine de, 5838 sayılı yasa ile, Harçlar Kanunun 63 ncü maddesine eklenen “ Kat irtifaklı gayrimenkul devir ve iktisaplarında harç, devir ve iktisap bedelinin tamamı üzerinden hesaplanır.”(Maddenin Metni İçin TIKLAYINIZ.) şeklindeki fıkra hükmü ile kat irtifaklı arsa payı devirlerinde dairenin satış bedeli üstünden Tapu Harcı ödenmesi, yasal hale getirildi.(5838 sayılı Yasa’nın Metni için Tıklayınız.) (Tebliğin Metni için Tıklayınız..) 28 Şubat 2008 tarihinde yürürlüğe konan bu düzenlemeye göre, inşaatı başlamamış, proje üstünden maket üstünden sattığınız dairelere ilişkin arsa payı tapusunu verirken, dairenin satış değeri üstünden Tapu Harcı ödemeniz gerekiyor.

Emlak vergisi yüzde 6 artırıldı

Soru: Mayıs ayında Emlak Vergisi 1 nci taksiti ödenecek. 2009 da emlak vergisi yüzde kaç arttı? Ne kadar emlak vergisi ödeyeceğiz? Melahat

Cevap: 2009 da ödenecek Emlak Vergileri, 2008 yılı Emlak Vergisi değerlerinin yüzde 6 oranında artırılması sonucu bulunan, emlak vergi değeri üstünden hesaplandı. Bu; 2009 da yüzde 6 fazla vergi ödeyeceğiniz anlamına geliyor. 2008 de ödediğiniz verginin yüzde 6 fazlasını 2009 emlak vergisi olarak ödeyeceksiniz.

Ortağa ait taşıt kiralanıp giderleri masraf yazılabilir

Soru: Şirket ortağımıza ait olan otomobili şirket işlerinde kullanıyoruz. Otomobilin benzin vb. masraflarını gider yazabilir miyiz? Müslüm KARABAY

Cevap: Kiralanarak ve işte kullanılan motorlu taşıtların giderleri, vergilendirilecek ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmektedir.(GVK md. 40/5) Ortağınıza ait olan binek otosunu kira sözleşmesi ile kiralamanız ve işinizde kullanmanız halinde, akaryakıt ve taşıtın bakım giderlerini indirim konusu yapabilirsiniz. Bu giderle ilişkin KDV sinide indirim konusu yapabilirsiniz. Ayrıca; ortağınıza yapacağınız kira ödemeler

inden yüzde 20 oranında Gelir Vergisi stopajı yapacak, kira bedeli üstünden KDV si hesaplayıp, sorumlu sıfatı ile 2 nolu KDV beyannamesi ile beyan edip ödemeniz, sonraki ayda 1 nolu KDV beyannamesi üstünde indirim konusu yapmanız gerekiyor.

Yurtdışı borçlanmasıyla 54 şında emekli olabilirsiniz

Soru: 1 Ocak 1972 doğumluyum. 1993 yılından beri yurtdışında çalışmaktayım. Türkiye’ ye kesin dönüş yapmayı düşünmekteyim. Eğer kesin dönüş yaparsam nasıl? Ve ne zaman emekli olabilirim? Erdal Kasap

Cevap: Yurtdışından kesin dönüş yaptığınızda iş yerinde sigortalı olarak çalışmaya başladıktan sonra yurtdışı çalışma sürelerinizi 4/a sigortasına(eski adıyla SSK ) borçlanmanız yararınıza. Yurtdışından Eylül 2009 de döndüğünüzü ve Ekim 2009 ayında 16 yıl çalışma sürenizi borçlandığınızı varsayarsak, emekli olmak için; 25 yıl sigortalılık süresi, 5675 gün prim ödeme ve 54 ş şartlarına tabi olursunuz. 16 yıl borçlanmadan sonra prim ödemeseniz de 54 şınızı dolduracağınız 1 Ocak 2026 tarihinde emekli olabilirsiniz.

Evlenme nedeniyle işten ayrılan erkek kıdem tazminatı alamaz

Soru: Özel şirkette 2006′ ın 9′ cu ayında işe başladım. Şuana kadarda sigortalı çalışmaktayım. 20 Haziran da evleneceğim. İşten ayrılıp memleketime gideceğim. Kendi isteğimle işimden ayrılacağım. Tazminat alabilir miyim?

Abdulvahap YANILMAZ-İSTANBUL

Cevap: Erkek sigortalı sadece askerlik nedeniyle işinden ayrıldığında kıdem tazminatı alabilir. Bunun dışında kendi isteğiyle ayrıldığında kıdem tazminatı alamaz. Evlenerek işinizden ayrıldığınızda kıdem tazminatı allamazsınız. Bayan sigortalılar evlenme nedeniyle işinden ayrıldığında kıdem tazminatı alabiliyor.

48 şınızı dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz.

Soru: 26 Haziran 1964 doğumluyum. 1 Şubat 1984 SSK girişliyim. 1986 da esnaf Bağ-Kuruna giriş yaptım. 15 yıl fiil prim ödedim. 15 yıl sonra Bağ-Kuru kapattım. 15 Mart 2004 tarihinde yeniden SSK lı olarak çalışmaya başladım. Ne zaman emekli olabilirim? Vahdet AKYIL

Cevap: SSK da emekli olmak için; 25 yıl sigortalılık süresi, 5225 gün prim ödeme ve 48 ş şartlarına tabisiniz. Prim ödemeniz yeterli olduğundan bundan sonra prim ödemeseniz , 48 şınızı dolduracağınız 26 Haziran 2012 tarihinde emekli olabilirsiniz.

25 yıl prim ödemenin yanında ş şartı da var

Soru: 15 Aralık 1965 doğumluyum. Bağ-Kur başlangıç tarihim 1 Temmuz 1983′ tür, Bugüne kadar aralıksız prim ödedim. 31 Aralık 2008′de 17. basamaktaydım. 2009′da kanun çıkınca basamak olayı kalktı. Şuan 26 yılı doldurmama rağmen iş yeri sahibi olduğum için ayda 350 TL Bağ-Kur primi ödemekteyim. Ben ne zaman emekli olabilirim? M.ÖZKUL

Cevap: Emekli olmak için; 25 yıl prim ödeme ve 47 ş şartlarına tabisiniz. Prim ödemeniz yeterli olduğundan 47 şınızı dolduracağınız 15 Aralık 2012 tarihinde emekli olabilirsiniz.

Askerlik yapmayan borçlanmada yapamaz

Soru: 7 Aralık 1967 doğumluyum. 1 Ekim 1985 de sigortalı olarak çalışmaya başladım. Toplam prim ödeme gün sayım 5646 dır. Bu verilere göre, internette 7 Aralık 2016 da emekli olacağım gösteriliyor. Bu doğru mudur? 5300 iş gününü doldurduğum halde, neden 49 şında emekli oluyorum. SGK girişim oldukça eski tarihli. erken emekli olama şansım var mı? de askerlikten muaftım. Yine de askerliği borçlanma şansım var mı? Ramazan SEZEN

Cevap: 23 Mayıs 2002 tarihi itibariyle sizin 15.5 yıldan fazla 17 yıldan az süredir sigortalı olanlar emekli olmak için; 25 yıl sigortalılık süresi, 5300 gün prim ödeme ve 49 ş şartlarına tabi bulunuyor. Prim ödemeniz yeterli olduğu için, bundan sonra prim ödemeseniz de sorunuzda da belirttiğiniz 49 şınızı dolduracağınız 7 Aralık 2016 tarihinde emekli olabilirsiniz. Askerlik yapmadığınız için, borçlanma yapamazsınız. Ancak, yüzde 40 ve fazla engelli durumunuz varsa, vergi indirimi alıp, 15 yıl sigortalılık süresi, 3600 gün prim ödeme şartlarına tabi olarak istediğiniz zaman emekli olabilirsiniz. Bunun dışında 49 şından önce emekli olmanız mümkün değil.

Devre Tatil Şartları Google

DEVRE TATİL

Devre tatil sözleşmeleri, en az üç yıl süre için yapılan ve bu süre zarfında yıl içinde, belirli belirlenebilecek ve haftadan az olmayacak dönem için fazla sayıdaki taşınmazın kullanım hakkının devri da devri taahhüdünü içeren ve nüshasının tüketiciye verilmesi zorunlu, yazılı sözleşme da sözleşmeler grubudur.

Devre tatil sözleşmelerine ilişkin usul ve esaslar “Devre Tatil Sözleşmeleri Uygulama Usul Ve Esasları Hakkında Yönetmelik” ile düzenlenmiştir. Bu Yönetmelik; başta devre tatil sözleşmeleri olmak üzere, devreli tatil temelli olarak, tüketiciye belirli belirlenebilir taşınmazın, kısmının tamamının kullanım hakkını, belirli belirlenebilir dönem süresince doğrudan dolaylı olarak sağlayan sözleşmelere uygulanacaktır.

Buna göre, devre tatil sözleşmesinin yazılı olarak yapılması ve bu sözleşmenin nüshasının tüketiciye verilmesi zorunludur. Ayrıca bu sözleşmede, Yönetmeliğin 5 inci maddesinde belirlenen şartların bulunması zorunludur.

Tüketici, sözleşmenin her iki tarafça imzalanmasından itibaren on gün içinde hiç sebep göstermeksizin ve hiç hukuki ve cezai sorumluluk üstlenmeksizin cayma hakkını kullanarak sözleşmeden dönebilir. Sağlayıcı, bu süre dolmadan devre tatil sözleşmesine konu mal ve/ hizmet karşılığında tüketiciden herhangi isim altında ödeme yapmasını borç altına sokan herhangi belge vermesini isteyemez. Sözleşmenin, devre tatil sözleşmesine konu tesiste akdedilmesi halinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu durumda, sözleşmenin devre tatile konu tesiste yapıldığını ispat külfeti sağlayıcı aittir.

Sözleşmede yer alması gereken ve 5 inci maddede belirlenen asgari koşullardan biri eksik olduğu taktirde tüketici, sözleşmeyi imzaladığı tarihten itibaren 3 ay içinde bildirimde bulunarak, bu sürenin sonuna kadar eksikliğin giderilmesini talep ve aksi taktirde sürenin bitiminde sözleşmenin kendiliğinden sona ermiş olacağını ihbar edebilir.Bu süre içinde eksiklik giderildiği taktirde, cayma hakkı için 6 ncı maddede öngörülen süre, eksikliği giderici bilginin yazılı olarak tüketiciye ulaştırıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar.Buna karşılık süre içinde eksiklik giderilmez ise sözleşme 3 aylık sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Bu halde tüketici bedel, cezai şart tutarı tazminat adı altında hiç ödemeyle yükümlü tutulamaz; yaptığı ödemeler varsa bunlar da sona erme tarihinden itibaren 10 gün içinde kendisine iade edilir.

Sağlayıcı taşınmaz taşınmazlar hakkında isteyen tüketiciye tanıtım amaçlı broşür verir. Bu broşürde Yönetmeliğin 10 ncu maddesinde belirtilen şartların yer alması gerekmektedir. Devre tatil sözleşmesinde taraflar aksini kararlaştırmadıkça ve mücbir sebepler dışında, broşürde yer alan şartlarda değişiklik yapılamaz.

Ayrıca, 4077 sayılı TKHK’a 4822 sayılı Kanun’ la eklenen 6/B maddesine aykırılığın cezası 25 inci maddenin 2 fıkrasında yüz milyon TL. olarak belirlenmiştir.

2B arazi mağdurları tapularını bekliyor Google

2B arazi mağdurları tapularını bekliyor

2B Arazileri
Ocak ve Şubat aylarında TBMM’den geçen iki yasa 2B mağdurlarının arazilerine kavuşmaları önündeki engelleri büyük ölçüde kaldırdı.

Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet sonrası vatandaşa satılan, tapusu devredilen arazilerin, orman kapsamına alınarak kamulaştırılması binlerce vatandaşı isyan ettirdi. Para ödeyip satın aldıkları, yıllardır vergisini ödedikleri arazilerin bedelsiz olarak ellerinden alınması sonucu mağdur olanlar adalet önünde haklarını arama mücadelesi başlattılar.

Antalya’da 45 bin 538, ’da 31 bin 706, İstanbul’da 18 bin 233, Türkiye genelinde toplam 474 bin hektar arazinin 2B kapsamında bulunduğunu söyleyen 2B mağdurlarının hukuksal danışmanı Cihangir Dönmez, arazi mağdurlarının ormanları kesen, yakan suçlular gösterilmesini de eleştirdi

Yıllardır Türkiye’nin orman varlığını arttırmaya yönelik yasal düzenlemeler yapan devlet, bu düzenlemeleri yaparken, yıllar önce vatandaşa satılmış arazileri de orman kapsamına alınınca, binlerce vatandaş mağdur oldu.. Türkiye genelinde 500 bin hektara yakın arazinin sahipleri, zamanında parasını ödedikleri da mübadele nedeniyle devlet tarafından tapuları kendilerine verilmiş, yıllardır vergisini ödedikleri arazilerinin yeniden bedelsiz olarak, orman kapsamına alınması nedeniyle hukuk mücadelesi başlattı.

Kamuoyunda 2B mağdurları olarak bilinen binlerce insanın yasal haklarını savunan hukukçu ve gayrimenkul danışmanı Cihangir Dönmez, 2B arazinin anlamını açıkladı; “2B arazinin kanuni tanımı, orman niteliğini kaybettiği için, 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 2B maddesi ile orman dışına çıkartılan alandır. Bu kanunun tarihi gerçeği şudur; Türkiye Cumhuriyeti 1924’de yurt dışından soydaşlarımızı getirmiş onlara iskan ve tevzi tapular vermiştir. 1925’de öşür vergisi kaldırılmış. Herkese kullandığı arazi bedelsiz verilmiştir. 1930’da toprak tevzi komisyonlarıyla araziler dağıtılmış. 1937’de Türkiye’nin ve liberal orman kanunu çıkmıştır. Atatürk döneminde çıkan bu kanunla vatandaşa ormandaki mülkiyet hakkı tanınmıştır. Yani siz Selanik’ten geliyorsunuz 100 dönüm toprağınızı bırakıyorsunuz devlet ona karşılık %20 veriyor. Çünkü buradan göç Yunanlılar Rumlar tarımla fazla uğraşmadıkları için gelen tarım nüfusu fazla olduğu için mübadelede böyle alan çıkıyor. 1937 orman kanunu 10 yıl içinde kadastronun bitirilmesini öngörür. Atatürk’ün ölümünden sonra 1937 yılında çıkan Orman Kanunu uygulaması esnasında vatandaşın tarım arazileri olmak üzere tamamı o zaman yeniden orman alanı içine alınır. 1942 yılına kadar bu çalışmalar tamamlanır. Vatandaş o zaman önemsemez, çünkü kendinin mülkiyet hakkı vardır. 1945 yılında savaş yıllarında savaşın bitimini 2 ay takip ettiği sürede İsmet İnönü 4785 sayılı kanunu çıkartır. Bu kanun vatandaşın orman içindeki arazileri dahil arazileri devletleştiren kanundur.”

Bu yasa değiştirme süreçlerinde devletin hak sahiplerine tebligat yapmadığını 1945 yılının şartlarında yasanın resmi gazetede yayınlanmış olmasının yeterli görüldüğü vatandaşın durumun farkına vardığında geçen sürenin de vatandaşın haklarını düşürdüğünü belirtti.

sonra orman içine alınmış bu tapulu araziler 2B yasası ile orman sınırları dışına çıkartılmış ancak bu çıkartma işlemi tapu sahibi adına değil hazine adına olması bu mağduriyetin sürekli hale gelmesine yol açmıştır.

Böylece tapu ile malik oldukları ve zilyet ettikleri araziler önce orman yapılmış, sonra 2B olarak hazine adına orman dışına çıkarılmış tapu sahipleri ise kendi tapulu arazilerinde işgalci olarak kalmıştır.

Bu süreçler binlerce 2B mağdurunu yaratmıştır. Yani 2B arazileri orman keserek, yakarak oluşturulmuş araziler değildir. Bizzat Atatürk döneminde çıkarılan yasalarla vatandaşa devredilmiş, tapuları verilmiş, özelleştirilmiş arazilerdir.” dedi.

2B mağdurlarının ormanları talan insanlar lanse edilmesinin çok acı olduğunu dile getiren Dönmez, “Avrupa insan hakları mahkemesi 2008 yılında temmuzdan itibaren verdiği kararlarla önceden orman olup da tapusu iptal edilen vatandaşların yaptığı başvuru üzerine birinci maddelerinde kararın mülkiyetin delindiğini vatandaşın mülkiyet haklarının delindiğini kabul etmektedir. Tazminatla ilgili şimdilik hükümetle vatandaşın anlaşmasını öngörmektedir. Çanakkale’de arsa için, 20 dönüm arsa için belirlenen değer 3 milyon Euro’dur. Bunu Türkiye için genellediğinizde 100-150 milyar Euro’luk tazminat ortaya çıkıyor. O yüzden hükümet yaptığı düzenlemede 2B’yi sınıflara ayırmış, önceden tapulu olan iskan tevzi tapusu olan yerlerin bedelsiz iadesini öngörmüştür” diye konuştu.

Türkiye’de orman varlığını arttırmanın yolunun vatandaşın tapulu arazisine el koymak olamayacağını da açıklayan Dönmez, şunları söyledi; “Ortada büyük haksızlık vardır. Bunun çözümü için 3-4 adım atılması lazım. Birincisi bunun çok rahat şekilde televizyonlarda tartışılabilir hale gelmesi lazım. Bunu bu konuda yetkin olan insanların, çevrecilerin o konuda uzman orman yönünde konuşmak isteyen insanların karşısına çıkıp izah edip kamuoyunu bilgilendirmesi gerekmektedir. Bu şunu sağlayacaktır. Önce sade vatandaşla 2B arazi mağduru birbiri ile barışacaktır. gasp olmadığı burada hakkın yenildiği ortaya çıkacaktır. Ondan sonra bizim geliştirdiğimiz 3-5 adımlı çözüm önerileri var. Birincisinde biz diyoruz ki; 500bin hektar 2B arazisine karşılık 2B arazi mağdurlarına devlet Tema ve 2B mağduru elele 500 bin hektarlık verimli orman alanı yaratalım. Bunu nasıl yapacağız: her dönüm 2B arazisi için 20 tane ağaç dikilmesi şartını koşalım. Bu toplamda baktığınız zaman 1 milyon ağaç yapıyor. bu kriz ortamında yaklaşık 25 bin kişiye 6 aylık istihdam sağlıyor. Ayrıca bunun ekonomiye getireceği canlılığın yanında devletin 10 yılda yapacağı ormanı 6 ayda sağlayabilir. İkincisi sade vatandaşa çevre açısından buna baktığınız zaman 500 bin hektar araziye karşılık bu benim söylediğim ön şart. Önce bunu yapalım 500 bin hektar verimli ormanı kazandıralım. Neden verimli orman diyorum; 2B arazilerinin çoğunun üzerinde yapı bina olduğu için zaten orman vasfı üzerindeki yapılardan binalardan kimyasallardan dolayı kaybedilmiş. Türkiye’de toprak mülkiyetinin %55’i hazinenindir. Tema’nın da belirlediği, devletin de belirlediği erozyon alanları, çölleşen alanlar vardır. Buralarda yapılacak düzenli plantasyonla verimli orman alanları bu alanlarda rahatlıkla doğrulabilir.”

2B arazilerinden sağlanacak emlak vergilerine de dikkat çeken Dönmez, bunun maddi değerinin 25 milyar dolarlara ulaşacağını belirtti. Vergi dışında inşaat, lojistik, planlı şehirleşme, gecekondulaşmanın önlenmesi, tarım özellikle organik tarım konularında da gelişme sağlanacağını vurguladı. Dönmez, 2B arazilerinin ekonomiye kazandırılması halinde Türkiye ekonomisine yılda yaklaşık 200 milyar dolarlık katkı sağlayacağını söyledi.

notu: 2 B Tanımı: 2 B, ”31 Aralık 1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini olarak kaybetmiş yerlerden tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık çeşitli tarım alanları otlak, kışlak, yaylak hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanlarının Hazine adına orman dışına çıkarılması uygulaması” olarak tanımlanıyor.

Kaynak : Sabah Emlak

TAPU SİCİL TEMİZLEME Google

İŞLEM BAŞVURULARINDA TAPU SİCİL MÜDÜRLÜKLERİNCE;

1) T.C KİMLİK NUMARASI,
2) VERGİ KİMLİK NUMARASI,
3) ZORUNLU DEPREM SİGORTASI POLİÇE NUMARASI,(*)
4) TÜZEL KİŞİLERDE SİCİL VE TESCİL NUMARASI,
5) İSTEMDE BULUNANLARIN VESİKALIK FOTOĞRAFLARI,
6) NÜFUS CÜZDANI PASAPORT,
7) TEMSİLCİLERDEN TEMSİLE İLİŞKİN BELGE,

ARANIR.

NOT: (*) ZORUNLU DEPREM SİGORTASI POLİÇE NUMARASININ 27/KASIM/2000 TARİH 074/111-4906, 22/OCAK/2001 TARİH 074/111-353 VE 25/HAZİRAN/2003 TARİH 074/111-2145 SAYILI EMİRLERDE BELİRTİLEN İŞLEMLERDE ARANILMASI GEREKMEKTEDİR.

a) Başvurunun Şekli

Gerçek kişilerin özel hukuk tüzel kişi temsilcilerinin tapu sicil müdürlüğüne yapacakları başvuruları sözlü olarak yapılır. Resmi kuruluşlar ise yazılı olarak talepte bulunur.

Tapu sicil müdürlüklerine başvuru yapıldığında matbu olarak hazırlanmış bulunan iki nüsha başvuru fişi düzenlenir. İstemde bulunana gün verilmesi gerekiyorsa kaç gün verildiği, eksik belgeler var ise hangileri olduğu başvuru fişine yazılır.

b) Başvurudan (İstemden) Vazgeçme

İstemden vazgeçebilmek belirli aşamaya kadar mümkündür.

Akitsiz işlemlerde istem yevmiye defterine kaydedilinceye kadar geri alınabilir.

Satış, bağış, trampa akitli işlemlerde ise resmi senet imzalanıncaya kadar taraflardan her biri istemden ve işlemden vazgeçebilir.

c) Tapu Memurunca Yapılacak Hususlar

İstem başvuru fişine geçirildikten sonra müdür görevlendireceği memur tarafından hak sahibi tarafından yapılıp yapılmadığı araştırılır. Tapu kütüğünde ismi yazılı hak sahibinin aynı kişi olup olmadığı belirlenir. Talep edilen işlemin yapılmasına hukuki engelin bulunup bulunmadığına bakılır. Hukuki engel var ise vatandaşa anlayacağı dille talebin karşılanamayacağı ve karşılanamama gerekçesi sözlü olarak izah edilir. Bu izaha rağmen vatandaş talebinde ısrarlı olursa talep, Medeni Kanunun 1016 ve Tapu Sicil Tüzüğünün 23. maddesine uygun olarak reddedilir (TKGM. Gn.2000/12).

Talebin mevzuata aykırı olup olmadığını müdürlük belirleyemez ve işlemi yapıp yapmamakta tereddüt ederse, kendi görüşünü de yazarak bağlı olduğu Tapu ve Kadastro Bölge Müdürlüğünden yazılı görüş isteyebilir.

İşlemin Yapılmasına Mani Olabilecek Hukuki Engeller Kişiye Özgü Kısıtlamalar Ve Taşınmaza Özgü Yasaklar Olmak Üzere İkiye Ayrılır.

1- Kişiye özgü kısıtlamalar

Hak sahibinin vesayet altında olması,

Henüz vesayet altına alınmamış olmakla beraber, vesayeti gerektirecek şekilde temyiz kudretine sahip bulunmaması, akli melekelerinin yerinde olmaması,

Velayet altında (ergin olmamış-18 şını ikmal etmemiş küçük) olması,

Kendisine kayyım da yasal danışman tayin edilmiş olması,

Mevzuatın ön gördüğü diğer hususlar,

2- Taşınmaza ilişkin yasaklar

Taşınmazın tapu kütük sayfasının şerhler ve beyanlar sütununda mevcut olabilecek bazı kayıtlar bu taşınmazla ilgili işlem yapılmasını engeller. Bu nedenle işlem yapılmadan önce taşınmazın tapu kütük sayfasının şerhler, beyanlar ve taşınmazın nevi sütunları görevli memurca kontrol edilerek işlem yapmaya engel durumun bulunup bulunmadığı taşınmazın eski ve ek (mabaat) sayfaları da kontrol edilerek araştırılmalıdır.

Taşınmaza ilişkin engellerin başlıcaları şunlardır:

-İhtiyati tedbir,
-Kamu haczi,
-İflas,
-Konkordato ile verilen süre,
-Kamulaştırma Kanununun 31/b maddesine göre şerh,
-Aile yurdu şerhi,
-Aile konutu şerhi,
-Tapu kütüğünün nev’i hanesinde vakıf şerhi bulunması,
-2510 sayılı İskan Kanununa göre şerh,
-775 sayılı Gecekondu Kanununa göre şerh,
-3083 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanununa göre şerh,
-3367 sayılı Kanuna göre, köy yerleşim alanlarında arazi tahsisi ile ilgili şerh,
-Belediye Gelirleri Kanununa göre masraflara katılma payı şerhi,
-Askeri yasak bölge ve güvenlik bölgeleri belirtmesi,
-Kültür ve tabiat varlığı belirtmesi,
-Müşterek ipotek taksim ve trampa ile ilgili başka müdürlüğe yetki verildiğine dair belirtme,
-Mevzuatın ön gördüğü diğer hususlar,

Bu şerhlerin kısmı taşınmazla ilgili bütün tapu işlemlerinin yapılmasını yasakladığı halde, kısmı sadece belirli tapu işlemlerinin yapılmasını yasaklamaktadır. Bu bakımdan talep edilen işlemin karşılanıp karşılanamayacağı şerhin türüne göre memur tarafından hukuki bilgiler ışığında değerlendirilmelidir.

Tapu sicil müdürlüklerinde yapılan akitli akitsiz işlemler sırasında; aşağıdaki hallerde istemde bulunanı tanıyan iki tanık bulundurulur (TST. 17).

– Taraflardan biri birkaçı imza bilmiyorsa,
– Taraflardan biri birkaçı okuma yazma bilmiyorsa,
– Taraflardan biri birkaçı sağır, kör dilsiz ise,
– Tarafların kimliğinde kuşkuya düşülmüş ise,
– Kanunların öngördüğü işlemlerde,
– Ölünceye kadar bakma akitlerinde,

İşlemin yapıldığı dairede çalışanlar hangi ünvanda olursa olsunlar tanıklık yapamazlar (TKGM. Gn. 1435).

Tapu sicil müdürünün getirilen tanıkları reddedip, tanık isteme yetkisi vardır.

Taraflardan birinin Türkçe bilmemesi halinde ise, ayrıca yeminli tercüman bulundurulur.

Tanıklar ve yeminli tercüman da resmi senedi imza ederler. Resmi senede tanık ve tercümanın kimlik bilgileri ve ikametgah adresleri yazılır. Tanık ve tercümanın okuma yazma bilmesi ve temyiz kudreti bulunan reşit kimselerden olması gerekir.

Taraflardan biri yada birkaçı imza bilmiyorsa, sol elin baş parmağı, yoksa sağ el baş parmağı o da yoksa diğer parmaklardan biri ilgili belgeye bastırılır ve hangi parmağın bastırıldığı yazılır (TST. 18).

Mühür kullanılması halinde, parmağın da bastırılması zorunludur.

Tanıklar mühür ve parmak izini onaylarlar.

Diğer taraftan resmi senetlerin imzalanması aşamasında bazı kişilerin imza kullandıkları halde, kendi el yazıları ile “OKUDUM” ibaresini yazamadıkları gözlenmektedir.

Bu durumdaki kişilerin resmi senet üzerine imzaları “OKUNDU” ibaresi yazılmak suretiyle alınmakla beraber, akitte iki tanık bulundurulması ve resmi senedin uygun yerine “Taraflar ve tanıklar huzurunda resmi senet okunmuştur” ibaresi yazılarak taraflar ve tanıklarca ayrıca imzalanması gerekir (TKGM. Gn.1513/7).

tapu işleminin yapılmasını ve tescilini isteyen kimsenin temsilcinin gerçekte o kimse olup olmadığını memur araştırmak zorundadır. İstemde bulunan kimsenin vekalet veren müvekkilin tapuda kayıtlı kişi olduğuna kanaat getirilmesi zorunludur.

Tapu sicil müdürlüklerinde yapılan işlemler sırasında, Hazine zararına sebebiyet verilmemesi için sahtecilik olaylarına (sahte vekaletname, sahte kimlikle satış, sahte ilam ) dikkat edilmesi gerekmektedir (TKGM.Gn. 1431).

Bunun için, müdür görevlendireceği memur tarafından istem ve belgeler incelenerek hak sahibi tarafından yapılıp yapılmadığı saptanır.

Hak sahibi tarafından yapıldığına kanaat getirilen istemlerin gereği yapılır. Kanaat getirilemeyen eksik belgeleri tamamlanmayan istemler ise ret edilir.

İstemde bulunanın temyiz kudretine sahip olması gerekir.

a) Gerçek Kişilerce Yapılan İstemler

Gerçek kişilerce istem bizzat yapılabileceği veli, vasi vekil aracılığı ile de yapılabilir. İstemde bulunan gerçek kişi ise, nüfus cüzdanı, pasaport avukat kimliği istenilerek kütük, edinim resmi senedi ve taşınmaz mal dosyasındaki belgelerde yer alan imza ve fotoğraflara göre tapu sicilinde yazılı hak sahibi ile aynı kişi olup olmadığı belirlenir.

Şu anda istemde bulunanın kimliğini belirleme hususunda nüfus cüzdanı, pasaport avukat kimliği esas kabul edilmiş bunların dışındaki kimlik belgeleri ehliyet de dahil olmak üzere kabul edilmemiştir. Nüfus cüzdanı, pasaport ve avukat kimliği dışındaki kimlik belgesine dayanılarak tapu işlemi yapılamaz. Ancak Tüzüğün 13/3. maddesi ile, Tapu ve Kadastro Müdürlüğüne nüfus cüzdanı, pasaport avukat kimliği dışında kimlik tespitinde kabul edilebilecek diğer belgeleri belirleme yetkisi verilmiştir.

Vekaleten yapılan istemlerde, vekilden “düzenleme şeklinde” noterlikçe tanzim edilmiş ve istem konusu işleri yapmaya “açıkça” yetkili olduğunu içerir vekaletname getirmesi istenir.

Noterlik Kanununun noterler dışında vekaletname düzenleme yetkisi verdiği, askeri birlik komutanları ve konsoloslarca düzenlenmiş yabancı memleket noterlerince kendi kanunlarına uygun olarak düzenlenip usulünce onanmış vekaletnamelere göre de işlem yapılabilir.
Vekil tevkil (vekaleti devir) yetkisine dayanarak başkasını vekil tayin etmiş ise, ayrıca dayanağı olan vekaletname de aranır. Sadece müstenidatın (dayanak vekaletname özetinin) yazılmış olması yeterli değildir. Vekilin kimliği saptandıktan sonra tapu sicilindeki hak sahibi ile vekaletnamedeki müvekkilin kimliği ve fotoğrafı karşılaştırılır.

Veli, vasi, kayyım kanuni temsilciler tarafından yapılan istemlerde kanuni temsilcinin yetkili olduğunu belirten karar ve belge istenir.

kanuni temsilci olarak vasinin istemlerinde vasinin vesayet kararını ve istenen işi yapmaya yetkili olduğuna dair mahkeme kararını ve gerektiğinde bunun üst mahkemece onandığına dair kararı ibraz etmesi gerekir.

b) Tüzel Kişiler Adına Yapılan İstemler

Tüzel kişiler adına yapılan istemlerde, tüzel kişiliğin istenilen işlemi yapabileceğini ve temsilcilerini belirten kanunlarda yazılı mercilerden alınmış yetki belgesi aranır.

Tapu Kanununun 2. Maddesine göre “Hükmi şahısların tapu işlerinde merkez ve şubelerinin bulundukları yerin en büyük mülkiye amirinden nizamnamelerine göre gayrimenkul tasarrufuna izinli olduklarına ve tescil işini yapacak temsilcinin yetkisine dair alınacak belgenin verilmesi mecburidir. Ticaret şirketleri bu belgeyi ticaret sicil memurundan alırlar.”

Resmi kuruluşlarca yapılan istemlerde, kuruluşların ve temsilcilerinin yetkileri olup olmadığı araştırılır.

kimsenin taşınmazı tasarruf edebilmesi için 19 şından gün almış (reşit) olması ve temyiz kudretine sahip (aklı başında) görünmesi gerekir. Kişilerin reşit olduğu nüfus cüzdanına bakılarak anlaşılır. Temyiz kudretine sahip olup olmadığı ise müdürlük elemanlarınca kendisine sorulacak basit bazı sorulara mantıklı cevap verip vermediğine göre belirlenir. Müdürlük, her işlemde medeni haklarını kullanmada ehil olup olmadığını tereddüt ettiği kişilere basit sorular yönelterek, normal insanlar cevap verip vermediğine bakmalı, tereddüdünü gideremezse ve talebin karşılanması yönünde ısrar olursa, talepte bulunanın temyiz kudretine sahip olduğuna dair hükümet tabipliğinden rapor getirilmesini istemelidir. Alınacak rapor tarihli olmalıdır.

Reşit olmamış küçükler velayet altında, temyiz kudretine sahip olmayanlar ise vesayet altında olacağından taşınmaz mallarını tasarruf yetkileri yoktur. Tasarruf yetkisi bunlar adına veli vasileri tarafından kullanılır.

şlı kişiler için mutlak surette doktor raporu isteneceğine dair kural yoktur. Ancak mutlaka akli melekelerinin yerinde olup olmadığını kontrol edici sorular sorulması gerekir. Şüphe halinde doktor raporu istenmelidir. (TKGM 14/Mayıs/2003 tarih, 074/148-1568 sayılı emir). Şayet, İstenmeden taraflardan birisi rapor ibraz etmiş ise, değerlendirilir.

Evli kadının kocası yararına yapacağı ipotek işleminde hakimden izin alınmasına gerek yoktur. 4721 Sayılı Medeni Kanun ile izin alma şartı kaldırılmıştır.

Vesayet altındakinin malını vasi, sulh hakiminin izni ile ve ihaleyle satabilir. Pazarlıkla satabilmesi için asliye hakiminin kararı lazımdır.(MK. 444 Md)

Veli vasi, vesayeti altındakinin malını vakfedemez, bağışlayamaz ve kendisinin başkasının borcu için kefalet ipoteği yapamaz.

Küçük ile velisi arasında kısıtlı ile vasisi arasında, tapu işlemi yapılırken menfaat çatışması oluyorsa işleme mahkemece atanmış kayyımın katılması gerekir (MK. 426Md.).

GÜL FİDANI YETİŞTİRME TEKNİĞİ Google

4.2. GÜL FİDANI YETİŞTİRME TEKNİĞİ

4.2.1. Tohum İle Üretim

Bütün amatör yetiştiriciler bahçelerindeki güllerin olgunlaşmış tohumlarını toplayarak, tohum ekmekten hoşlanırlar. Fakat bu ekimlerle kalitede güllerin üretilmesi nadirdir (Korkut, 1998). Tohumla çoğaltma ticari gül üretiminde pratik görülmemektedir. Çünkü güllerde tohumla çoğaltma yöntemi günümüzde çok ıslahçılar tarafından çeşitler etmek amacıyla kullanılmaktadır. Çünkü; kesme çiçek ıslahında verimli, hastalık ve zararlılara dayanıklı, ekolojiye uyum yeteneği fazla bitkiler etmenin yanında; , şekil ve yapı bakımından ilgi çekici tiplerin bulunması arzu edilir. Melezlemeler yoluyla edilen bitkilerin aşamada tek çoğaltma yolu da melezlerin tohumla çoğaltılmasıdır. Ayrıca, halen bazı ülkelerde gül anaçları tohumla çoğaltılmaktadır. Çünkü bu anaçların bazı üstün özelliklerine karşın çeliklerin köklenme yetenekleri azdır. Ancak, tohumla çoğaltmada tohum kabuğu çimlenmeye engel olmakta, tohum ebeveynin istenen özelliklerini olarak yansıtmamakta ve hızlı çoğaltmaya imkan vermemektedir (Hasek, 1980; , 1985; Uluğ, 1986). Tohumların hastalıksız, sağlam bitkilerden alınması; temiz saf, ağır, dolgun ve çimlenme kabiliyetinin olması gerekir. Gül tohumları oldukça serttir. Ekildiği yıl çimlenmez. Çimlenmeyi kolaylaştırmak için sonbaharda toplanan ve temizlenen tohumlar katlamaya tabi tutulur. Yabani güllerin tohumları tercihen Eylül başında toplanmalıdır. Tohumlar İlkbahara kadar katlamada kalırlar, hava ısınmaya başlayınca yavaş yavaş sulanmaya başlar. Çimlenen tohumlar kasalar tavalara 10 cm aralıklarla ekilir. Eğer ekim çok sık yapılmışsa genç bitkilerin gelişmesini sağlamak için seyreltme yapılmalıdır. Kasım’da (2. sene) onu izleyen sene Şubat-Mart’ta, yabani güller topraktan çıkarılırlar ve aşı için ayrılmış yerlere dikilirler. Üçüncü sene Temmuz-Ağustos’ta yabani güller göz aşısına tabi tutulur. Aşılamada anaç olarak Rosa canina yerine Rosa polyantha kullanılmalıdır. Çünkü R. polyantha’nın tohumlarının çimlenmesi R. canina’nın tohumlarına göre çok çabuktur. Bunları Şubat-Mart’ta doğrudan doğruya tavalara ekmek yeterlidir (Korkut, 1998).

4.2.2.Çelik ile Üretim

Çelikleme yolluyla toprak altı ve üstü kısımları çeliğin alındığı tür varyetelerin özelliklerini taşıyan aşısız gerçek güller edilir. Ancak verim periyodu aşı ile üretilen bitkilere göre kısa olup ortalama 4 yıldır, 2-3 yıl sonra da toprak yorgunluğu ortaya çıkar. Ayrıca çelikleme ile edilen güller diğerlerine göre az dayanıklı, zayıf ve hastalıklara duyarlı, çiçekleri de küçüktür. Çelikle üretim ile aşıyla üretime göre sürede gelişmiş bitki edilir (Korkut, 1998).

Çelik alınma zamanı Ağustos sonundan Marta kadar olan dönemdir. Çelikler çiçeksiz yıllık dallardan odunlaşmış sürgünlerden adi, ökçeli ve dipçikli tarzlarda alınabilir. Adi çelikler 15-20 cm uzunluk ve 5-6 mm çapında 2-4 göz taşıyan altta ve üstte bulunan gözün yaklaşık 0.5 cm altında düz ve yine 0.5 cm üstünde eğimli şekilde bıçakla pürüzsüz olarak kesilmiş dal parçasından ibarettir. Ökçeli çeliklerin dibinde eski odundan küçük parça dipçikli çeliklerin dibinde ise kesit bulunmaktadır. Erken dönemde alınan çeliklerin üzerinde yaprakların bırakılması bitkinin kallus dokusu oluşturmasına ve yapraklarda doğal olarak üretilen hormonlar vasıtasıyla çeliğin kolay köklenmesine yardımcı olmaktadır.

Yapraksız çeliklerde gövde uzaması erken, kök gelişmesi geç olur. Bununla beraber yapraksız yani sonbahar sonu da kışın alınan sert odun çeliklerin köklenme yüzdeleri yapraklı yani yeşil çeliklere göre yüksektir. Hazırlanan çelikler içinde geçirgen fakat sıkı yapıda 4/5 oranında dere kumu perlit, 1/5 oranında bahçe toprağı torf bulunan köklendirme yastıklarına köklendirme yastıklarına 2 göz dışarıda kalacak şekilde 6-7 cm aralıklarla dikilir ve hafifçe sulanır. Çeliklerin toprak altında kalan gözlerinin bırakılması yarar sağlar. Çünkü köklenmeyi teşvik doğal hormonlar yapraklarda ve bu gözlerde üretilmektedir. Ilıman iklim bölgelerinde çelikler açıkta üretim yastıklarında köklendirilebilir. Ancak soğuk iklim bölgelerinde çeliklerin açığa dikilmeleri sakıncalıdır. Bu durumda çelikler kallus oluşturamadan soğuk ve hastalıklara maruz kalacak bu da çeliklerin çürümelerine yol açacaktır. Bu nedenle çeliklerin kallus oluşumu için 4-7oC’deki depolarda 1.5-2 ay depolandıktan sonra elverişli havalarda dışarı dikilmeleri uygundur (Korkut, 1998).

Rosa indica ile Rosa odorato çelikle üretilir. Çelikler kış aylarında o yılki 6-9 mm çaplı sürgünlerden 20 cm uzunluğunda hazırlanır. Çeliklerde üstte 2 göz bırakılır; diğer gözler, dipten yabani dalların sürmesine engel olması için köreltilir. Kış aylarında bol miktarda hazırlanan çelikler nemli kum içine gömülür ve ilkbahara kadar kallus teşkil eder. İlkbaharda çelikler, hazırlanan 50-60 cm genişlikteki tahtalara 10-15 cm sıra üzeri olmak üzere iki sıra halinde dikilirler. Dikim esnasında çeliklerin dip kısımlarının zarar görmemesine dikkat edilmelidir (Mengüç, 1996).

Günümüze kadar gül ve özellikle kesme gül üretimindeki aşı ile çoğaltmaya karşılık çelikle çoğaltmanın az kullanılmasının nedenlerinden biri, çelikle çoğaltmanın süreye gereksinim göstermesidir. Ancak, teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan üretim tekniklerinden birisi olan topraksız kültür ile çelikle çoğaltmanın önemi da artmıştır. Özellikle kayayünü, perlit ve torf ortamların getirdiği avantajlar çelikle çoğaltmanın yaygınlaşmasına neden olmuştur. Çünkü, topraksız kültür sayesinde aşı ile çoğaltmanın yaygınlaşmasına neden olmuştur. Çünkü, topraksız kültür sayesinde aşı ile çoğaltmanın ana nedeni olan anaçların toprak ile hastalık ve zararlılardan kaynaklanan olumsuzluklara karşı bazı özellikler taşımasına gerek kalmamıştır. Üstelik çelikle çoğaltma ile; aşıyla çoğaltma sırasındaki maliyetin çok altında üretim yapmak, aşının anaç-kalem arasındaki uyuşmazlık istenilen düzeyde uyuşma olmamasından kaynaklanan verim ve kalite düşüklükleri ile karşılaşmamak, ıslah çalışmalarıyla hızlı ve sürekli şekilde yenilenen çeşitlerin özelliklerini kısa sürede görmek, çok sayıda üretim materyali etmek olanak dahilindedir (Hollis, 1970; Hessayon, 1997; Karagüzel, 1992, 1994; Brickell, 1992; Kool, 1996; Rondeau, 1998).

Güllerde çelikle çoğaltmanın hızla yaygılık kazanmasına rağmen bu hızın artmasını engelleyen en önemli etmen köklenmedir. Çeliklerdeki köklenme ve kök kalitesi için yapılan araştırmaların sayısı oldukça fazladır (Hanan ve Grueber, 1984; Karagüzel, 1994, Ercişli ve Güleryüz, 1999). Çelikle çoğaltmada farklı kültür ortamlarının, çeliğin alındığı yerin, çelik alma zamanının, çelik tipinin, çelik ölçülerinin, çelik üzerinde yaprak ve kaç göz bulundurmasının, çeliğe yapılan bazı uygulamaların ve çeliğin köklendirilmesinde kullanılan ortamların etkisi olmaktadır. İyi kök gelişimi için, güllerde çelikler o yılın yumuşak odunsu sürgünlerinden, Ekim-Mart ayları arasında, 10-15 cm uzunlukta, 1-3 gözlü ve 1-4 yapraklı olarak alınmaktadır. Çeliklere dip kısımlarını çürütmeyecek düzeyde nem ve alttan ısıtma ile sıcaklık uygulamaları da olumlu sonuçlar verebilmektedirler (Özbek, 1975; Hessayon, 1997; Söğüt ve Küçük, 1998; Ercişli ve Güleryüz, 1999).

Güllerde köklenmeyi artırıcı olan bu etmenlerin birlikte ve tek başlarına olumlu etkileri dıştan uygulanan büyümeyi düzenleyiciler ile da arttırılabilmektedir. Bu amaçla kullanılan oksin gurubu hormonlardan en fazla IBA, NAA ve IAA önerilmektedir. Bunların içerisinden de özellikle IBA tercih edilmektedir. Köklenmenin artırılmasında 500-4000 ppm arasındaki IBA dozların uygulanması başarılı sonuçlar vermektedirler (Bleasdale, 1984; Güneş ve Yalçın, 1990; Hartmann et al. 1990; Karagüzel, 1994).

Bazı yörelerde fidanlar kültür formlarının köklendirilmesiyle edilebilirler. Ancak bu yöntemle yetiştirilen fidanlarda verim ve kalite düşük olmakta; değişik toprak ve çevre koşullarına uyum sağlayamamakta, ayrıca nematodlara ve dışarıda yetiştirildiğinde kış soğuklarına dayanıklı olmamaktadır. Bunun için Kasım- Nisan aylarında iki gözlü hazırlanan çelikler 15.50C hava sıcaklığı, 210C kök ortamı sıcaklığında değişik köklendirme ortamlarında köklendirilir. Çelikler köklendirme ortamında 5×7.5 cm aralıklarla dikilmeli ve kurumalarına imkan verilmeden bol ışık almaları sağlanmalıdır. Bunun için sisleme en uygun yöntemdir. Köklenen çelikler fincan saksılara doğrudan yerlerine dikilirler. Ancak fincan saksılara dikilen çelikler 3 hafta sonra yerlerine dikilmelidir, aksi takdirde küçük olan saksı hacmi nedeniyle köklerde sertleşme meydana gelir (Mengüç, 1996).

4.2.3. Aşı İle Üretim

Aşı ile üretim yabani güllerin ıslah edilip üstün özellikler taşıyan bitkilerin ortaya çıkmasını sağlar. Aşı ile üretimde kök anaçta bulunduğundan kısa sürede gelişmiş bitki edilme olanağı vardır. Aşı ile üretim için en uygun tür Rosa manetti, Rosa canina ve Rosa multiflora’dır. Aşı ile üretim çelikle üretime göre dayanıklı olup verim periyodu 10 yıldır. Toprak yorgunluğu ise 4-5 yılda ortaya çıkar (Korkut, 1998).

Güllerin pratik anlamda en çok kullanılan çoğaltma yöntemi aşıdır. Aşı ile çoğaltmanın yaygın olarak kullanılması; esas olarak ıslah yoluyla edilen her çeşidin her ekolojiye, özellikle toprak faktörlerine uyumundaki zorluklardan kaynaklanmaktadır. Bu olumsuzluklara karşı direnç gösteren anaç üzerine sözü edilen bu çeşitler aşılanarak çözüm edilmektedir. Yine, bu anaçların çeşitlerin hassas oldukları hastalık ve zararlılara dayanım kabiliyetlerinden faydalanma olanağı vardır. Ek olarak anaç-kalem kombinasyonlarının bunların tek tek kullanıldığı durumlara göre gelişme ve verimdeki üstünlükleri de söz konusudur. Diğer taraftan istenilen özelliklerin korunması ve bunların sonraki nesillere aktarılması için vegetatif yöntemlerin kullanılması gerekmektedir. Aşı buna imkan veren yöntemlerden birisidir. Ancak, toprak koşullarına, hastalık-zararlılara ve kaleme uygun anaçların seçimi yanında, aşılama için gerekli işgücü, masraf ve zaman israfı aşı ile çoğaltmanın ana sorunlarındandır (Karagüzel, 1994, 1997; Kool, 1996; Rondeau, 1998).

Güllerde genellikle iki tür aşı uygulanır:

a) Göz aşısı, b) Dilcikli İngiliz aşısı.

a) Göz Aşısı

Aşı yöntemi olarak en çok göz aşısı uygulanır. Üzerinde göz bulunan kabuk parçasından ibarettir.Yapılma zamanına göre ikiye ayrılır:

1- Sürgün Göz Aşısı:

Mayıs-Temmuz arasında yapılır. Yapıldığı yıl içinde süren aşılardır. Kış mevsiminin ılıman geçtiği yerlerde uygulanır. Sürgün gözlü aşılanan fidanların tepeleri, aşılamadan 3 hafta sonra aşı yerinin 2.5 cm üzerinden kesilir. sonra bu tırnak tamamen uzaklaştırılır. Burada tepenin vurulmasının amacı, aşı gözünü an önce sürmeye teşvik etmektir.

2- Durgun Göz Aşısı:

Temmuz- Eylül arasında yapılır. Durgun göz aşıları, gözlerin kışa sağlam olarak girmeleri açısından tercih edilir. Bu aşılar bu nedenle kış mevsiminin sert geçtiği iklimler için uygundur. Dinlenen göz, gelecek ilkbahara kadar vejetasyona girmez. Bunlardan oluşan sürgünler kuvvetli ve sağlam olur. Durgun gözlü fidanlarda, fidanların tepelerinde herhangi kesme işlemi yapılmayarak olduğu bırakılır ve fidanlar kışı bu şekilde geçirirler. Aralık ayında tüm aşılı fidanlar sökülerek sınıflandırılır. Durgun göz aşılı fidanların tepeleri bu mevsimde kesilerek yıl sonrası için çelik hazırlamada kullanılır.

Göz aşısının yapılacağı tarihin saptanması büyük önem taşır. Çünkü aşılama sırasında kalem ve anacın bitki besin özsuyuyla dolu olması gerekir. Böylece anaç ve kalemdeki kabuk kısmı kolaylıkla odun kısmından ayrılır. Kurak dönemlerde bitki özsuyu sirkülasyonu zayıfladığında aşılama işleminin kesilmesi gerekir.

Göz aşısı 4 aşamada uygulanır:

a- Gözün alınması

b- Anacın hazırlanması

c- Gözün takılması

d- Bağlama

Gözün alınacağı senelik dal, sol ile ters olarak tutulur. Dalın hastalıksız, sağlam bitkilerden alınması ve gözün henüz sürmemiş olması gereklidir. Keskin çakı ile gözün 15 mm altında, kabuk kısmı odun tabakasına kadar çizilir. sonra çakı, gözün 15-20 mm üstünden odun kısmına fazla daldırmadan, gözün altından odun ile kabuk arasında kaydırılır ve göz, alt taraftaki önce çakı ile çizilmiş kısımda yavaşça kesilerek çıkarılır. Bundan sonra gözün altında kalan kabuk tabakası, gözün öz kısmı zedelenmeyecek şekilde yavaşça kaldırılarak çıkarılır ve anaca uygulanıncaya kadar su içinde bırakılır.

Anacın kabuk kısmından T şeklinde iz açılır ve kabuk tabakası çakı spatülü ile yavaşça kaldırıp göz araya yerleştirilir.gözün dışarıda kalan üst kısmı çakıyla kesilerek gözün yarık içine iyice oturması sağlanır. sonra anacın kaldırılan iki taraflı kanat şeklindeki kabuk kısmı aşı gözü dışarıda kalacak şekilde kapatılır. İşlemin son basamağında rafya ile aşağıdan yukarı doğru gözü boğmayacak şekilde fazla sıkı ve gevşek olmamak şartıyla bağlama yapılır. Aşı yapıldıktan sonra anacın düzenli olarak sulanması gereklidir.bu arada anacın üst dallarından kısmı da kesilir. Aşıdan 15 gün kadar sonra aşı noktası kontrol edilerek rafyanın sıkılması gevşetilmesi gerektiğine karar verilir.üzerinde yaprak sapının bağlı olarak kuruduğu yeşil ve hacmini arttırmış olduğu halde, en ufak dokunmayla yere düşen aşıların tutmadığı anlaşılır. Eğer bitki özsuyunun durumu uygunsa, bunlara yeniden işlem yapılır. Aşıdan 3-4 hafta sonra, anacın nefes almasına engel olan rafyalar bıçakla kesilir. Anaç da süre sonra aşı yapıldığı noktanın biraz üstünden tümüyle kesilir. Genç güller böylece gelişerek çiçeklenme olgunluğuna erişirler (Korkut, 1998).

Aşı kalemleri 25-30 cm uzunlukta parçalar halinde hazırlanır. Dikenleri çok kısa sap kalacak şekilde yaprakları temizlenir. Hazırlanan kalemler ıslak çuval naylon torbalara sarılarak aşılama zamanına kadar muhafaza edilir. Kalemler tercihen günlük kesilmelidir. Aşı gözleri goncanın 4-5 boğum altındaki şişkin ancak dinlenme halindeki gözlerden alınmalıdır.

Diğer yöntem de dinlenme halindeki dalları -1, 0 0C’de aşılama zamanına kadar soğukta muhafaza etmektir. Özellikle aşı mevsiminde yeterli aşı kalemi sağlanmasında güçlük çekildiğinden, bu yönteme başvurulur. Kalemler sonbaharda çiçekler döküldükten sonra ve diken renkleri koyulaştığında hazırlanır, yaprakları temizlenir, ancak dikenlere dokunulmaz. 20-35 cm uzunluktaki çeliklerin 30-40 adedi bağlanarak demetler yapılır. Demetler su geçirmeyen kağıtlara sıkıca sarılır, üzerine ıslak gazete örtülür, sonra su geçirmeyen kağıtla kaplanır. Bu şekilde soğuk depoda kalemler 23 ay muhafaza edilebilmişlerdir (Mengüç, 1996).

b-Dilcikli İngiliz Aşısı

Bodur güllerin edilmesinde, tohumdan yetişen yabani güllere uygulanan aşı çeşidi olup Nisan-Mayıs aylarında uygulanır. Bu aşının uygulanabilmesi için öncelikle kalem ve anacın aynı kalınlıkta olması gerekir. Dilciksiz İngiliz aşısına anaç olarak R. manetti kullanılır. Anaçlar 6.5-7.5 cm çaplı saksılara, aşılama işleminden birkaç hafta önce dikilirler. Aşı Şubat-Nisan ayları arasında yapılır. Kalemler, tercihen önce çiçek kesilmiş dallardan alınmalı ve üzerlerinde 3 göz ihtiva etmelidirler. Böylece iri bitkiler edilir. Kalemlerin sağlam, hastalıksız, orta kalınlıkta ve ğlı ilaçlanmamış olmasına dikkat edilmelidir. Bu şekilde ilaçlanan kalemlerde yapraklar yumuşamakta, aşıdan sonra sarararak dökülmekte ve aşı tutmamaktadır. Anaç ve kalemin orta kısmı çakı ile yarılarak dilcikler oluşturulur. Kalem ve anacın dilcikleri birbirine oturacak şekilde sıkıca rafya ile bağlanır ve aşı macunu ile sarılır. Aşılı bitkiler, anaçla kalem kaynaşıncaya kadar sıcak ve nemli, kapalı kasalarda sisleme altında muhafaza edilmelidir. Bitkiler kasalarda sisleme altında 3-4 hafta 24 0C’de tutulmalıdır. sonraki 4 hafta içinde normal sera koşullarına alınırlar ve bu sürenin yerine dikimden 2 ay önce yapılmalıdır (Mengüç, 1996; Korkut, 1998).

Göz aşısının uygulandığı diğer yöntemde ise, köksüz çelikler doğrudan doğruya seraya dikilirler ve bunlara yerlerinde sürgün göz aşısı yapılır. Ayrıca diğer yöntem de, anaç bitkideki sürgünlerin % 40’nın temizlenmesi ve kalan sürgünlerin üzerinde 10-15 cm ara ile T göz aşısı yapılmasıdır. Sonbaharda sürgünler dipten kesilir, aşılı parçalar kesilerek köklendirilmek üzere dikilirler.

Güllerin genellikle dipten itibaren birkaç kalın dal meydana getirmesi istenir. Bunun içinde gözlerin sürmesinden sonra sürgünlerin 2. 3. beş yaprakçıklı yaprağın hemen üstünden uçları alınarak sürgün ucundaki çiçeğin olgunlaşması önlenir. Böylece bitki bünyesindeki karbonhidrat birikimi önlenir. Yani aşıda yumuşak budamalar yada uç almalar bitkiyi dallandırır, geliştirir ve dipten gelen sürgünleri arttırır. Bu şekilde fidanın ana dalını oluşturacak kalın çaplı dallar ortaya çıkmış olur. Yetişmiş aşılı köklü fidanlar kasım ayı içinde sökülür. Söküm sonrası üstteki ince dallar temizlenir, köklerde budama yapılır. sonra bunlar çaplarına ve odun sertliğine göre ayrılır.

4.3. Toprak İstekleri

Gül killi-tınlı ve organik maddece zengin ve drenajı olan toprakları tercih eder. Taban suyunun yüzeye metreden yakın olmaması istenir. Fakat olarak güller, hemen hemen tüm bahçe topraklarında yetişebilirler. Ancak, sadece killi, kumlu da çok kalkerli ekstrem şartlara sahip topraklarda yetişemezler. Güller havadar, nötr hafif asidik, Ph’nın 5.5-6.3 olduğu topraklarda gelişir (Anonymous, 1990; Durkin, 1992; Korkut, 1998).

Toprak analiz sonuçlarına göre 100 gr kuru toprakta gülün istekleri aşağıda verilmiştir (Korkut, 1998):

Tuz % 0.2-0.3

N 20-30 mg

P205 50-80 mg

K20 80-150 mg

Mg0 15-25 mg

Mn 150-200 mg

4.4. Toprak Hazırlığı ve Gübreleme

Güllerin kolay ve çabuk köklenebilmeleri, gelişip süratle büyüyebilmeleri için toprağın çok hazırlanması gerekir. Hiç üretim yapılmamış, topraklar söz konusu olduğunda derin işleme yapılması gereklidir. Kumun hakim olduğu hafif topraklarda, ağır gübreler (kompoze gübreler, tercihen sığır gübresi) en sonucu verir. Ağır topraklarda (kilin hakim olduğu) samanla karışık at gübresi uygundur. Killi-kalkerli topraklarda, herdemyeşil bitki artıkları, turba ve hayvan artıklarından yararlanabilir. Toprak şartlarına göre 200 pmm nitrojen ve 150 ppm potasyum içeren likit gübreler, gerek duyulduğunda demir ve magnezyum ilavesiyle kullanılabilir (Korkut, 1998). Dikimden sonra toprak sık sık analiz edilmeli ve eksik olan gübreler verilmelidir. Analizlerde topraktaki nitratlar 50-100 ppm, potasyum 20-40 ppm ve kalsiyum 150-200 ppm olmalıdır. Sulama suyuna 200 ppm azot ve potasyum katılarak bitkinin besin maddesi ihtiyacı karşılanır. Ayrıca yılda kez m2’ye 50 gram demirsülfat verilir. Eksikliği görüldüğünde m2’ye 50 gram magnezyum sülfat verilir (Mengüç, 1996).

4.5. Dikim

Güllerin dikiminde en uygun periyot Kasım ve Mart ayları arasındadır. Fakat gerçekte 15 Ekimden itibaren Nisan sonuna kadar dikilebilirler. Kışın dikim, toprak şartlarının elverişsizliği nedeniyle uygun değildir. Dikim geç Nisan’da yapılmışsa özellikle sulamaya büyük özen göstermek gerekir. Söz edilen dikim zamanları çıplak köklü güller için geçerlidir. Günümüzde yetiştiriciler, her mevsim hatta yazın dikilebilme olanağı olan tüplü güller yetiştirmektedirler.

Gerek bahçecilikte gerekse seralarda yetiştirilen güllerin dikimi çok önemlidir. Dikim için yukarıda anlatıldığı şekilde hazırlanan toprak sahada derinliği 60 cm, çapı 40 cm olan çukurlar açılır. Üstten alınan toprak gübreyle karıştırıldıktan sonra çukur dibine konur (Korkut, 1998). Bundan sonra sıra güllerin dikime hazır hale getirilmesine gelir. Buna pratikte ‘kök tuvaleti’ (dikim budaması) denir. Amacı, sökümde zedelenen kuruyan kök ucunu budamaktır. Ölü kök uçları kahverengi olup, bahçe makası ile kesilerek sarı beyaz sarı rengin ortaya çıkması sağlanır. Toprak içinde, köklerin kesilen kısımlarının etrafında oluşan yara dokusunun çevresinden çıkan çok sayıda kökçükler gülün toprağa sıkıca tutunmasını sağlar. Bu tutunma eğer gülün kökleri dikimden önce killi toprak, taze gübre ve sudan yapılmış bulamaca batırılırsa da kolaylaşır. Köklerde yapılan bu budamaya paralel olarak dal uçları da budanmalıdır. Bu yöntem bütün genç dikimler için önerilir. Dikim budaması yapılan güller, önceden açılmış olan çukurlara kökler kıvrılmayacak, doğal durumunu koruyacak ve aşı noktası hafif olarak toprak içinde kalacak şekilde yerleştirilirler.

Dikim, hazırlanmış tavalara 30×30 cm sıra ara ve üzeri mesafelerle yapılır. Sığ dikim köklerin gelişmesi bakımından tavsiye edilir (Mengüç, 1996). Gül fidanları iki ve üç sıralı olarak 30 cm mesafelerle dikilebilir. Birim alanda 7-8 bitki/m2 bulunmaktadır (Canbazoğlu ve Akbulut, 1997; Hatipoğlu, 1992; Söhne, 1998; Anonymous, 1990; Amitabha et al., 1989). Dikimde aşı gözü toprak seviyesinin altında kalmamalıdır. Dikim çiçek kesimine etki etmektedir. Örneğin; Anneler Gününde çiçek kesmek için Ocak-Şubat ayında dikim yapılmalıdır. Dikimden sonra hava nisbi nemi yüksek olmalıdır. Zira yüksek nemli ortamda durgun gözlü fidanlar sürgün gelişmesi gösterirler. Sisleme ile hava nisbi neminin yüksek olması sağlanabilir. Bu devre en kritik devredir, bitkide yapraklar çıkmaya başladıktan sonra bu örtüler tedrici olarak kullanılır.

Sürgün göz aşılı ve köklü çeliklerin birkaç gün nisbi nemli ortamda bulunmaları yeterlidir. Bunların üzerini örtmeye gerek yoktur. dikilen bitkilerin hemen çiçek açmasına izin verilmez. Aksi halde bitki cılız kalır. Kuvvetli sürgünler10-15 cm’den zayıf sürgünler 6-7 cm’den kesilerek kesim yerinin altına 2 göz bırakılır (Mengüç, 1996).

4.6. Işık

Güller havadar güneşli yerlerden hoşlanırlar. Açıkta, sera dışında yapılan yetiştiricilikte, güneyde duvar diplerinde bulunan yataklar aşırı sıcak ve yakıcı olduğundan güller için uygun değildir. Eğer gülleri bu yerlerde yetiştirme zorunluluğu varsa, kuvvetli güneş ışınlarından çok etkilenen kırmızı renkli çeşitler seçilmemelidir. Tırmanıcı, yayılıcı güller bu koşullar için en idealdir. Bunun dışında beyaz ve pembe renkli varyeteler seçilebilir.

Işık seralarda yetiştirilen gül bitkisinin gelişmesini en çok etkileyen faktörlerden biridir. Işık intensitesinin en yüksek değerde olduğu yaz aylarında gül kesimi fazla olmaktadır. Gün uzunluğunun güllerin büyümesi ve çiçeklenmesi üzerinde etkisi yoktur (Korkut, 1998). Gül bol ışıklı ortamları sever ve bunu üretimde enerjiye dönüştürür. Uygun olmayan ışık koşulları direkt olarak üretimde kayıplara neden olur (Söhne, 1997). Fazla ışık da gülün kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle Akdeniz ve Ege Bölgelerinde gül seralarında yazın gölgeleme yapma zorunlu hale gelir (Hatipoğlu, 1989; , 19985). Işık ve sıcaklık birlikte düşünülmelidir. Düşük sıcaklıkta ışık intensitesinin yükselmesi kör sürgün oluşumuna neden olmaktadır (Hatipoğlu, 1989; Söhne, 1997). Bozuk baş yine aynı nedenlerle ortaya çıkan diğer fizyolojik bozukluktur (, 1985).

Gül yetiştiriciliğinde ışık yoğunluğunun, uygun sıcaklık dereceleriyle beraber olabildiği koşullarda gonca iriliği ve yaprak rengi kalite faktörleri en yüksek seviyede olmaktadır. Işık yoğunluğunun 6000-8000 fc arasında olması gonca kalitesini olumlu yönde etkiler. Yetiştirme ortamının 24 0C sıcaklık ve % 60 oransal nemde olması istenir. Yüksek oransal nem, mantari hastalıklara zemin hazırladığından havalandırma ile düşünülmelidir. İyi kaliteli ve yüksek verim için; diğer ekolojik koşulların (yeterli ışık ve sıcaklık, uygun nem, havalandırmalar kapalı) uygun olduğu zamanlarda 1200-2000 ppm dozunda CO2 gübrelemesi yapılmalıdır (Baktır ve Yılmaz, 1995).

4.7. Sıcaklık

Sıcaklık güllerde çiçek verimini, dağılımını, çiçek kalitesini etkileyen önemli ekolojik faktördür. olarak bulutlu günlerde sera içi sıcaklığı 20-210C, güneşli günlerde 24-280C arasında olabilir. 300C’nin üzerindeki sıcaklıklarda fotosentezde azalma meydana gelir (Söhne, 1997). Bu nedenle yüksek gündüz sıcaklığı sera gülcülüğünde istenmez. Gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkı 5-80C olabilir. Bu fark yapraklarda besin maddesi birikimini sağlar. Sera sıcaklığı yüksek olursa goncalar küçülür, taç yaprak sayısı azalır, sap ve goncanın zayıf gelişmesi sonucu vazo ömrü kısalır (, 1985). çok gül çeşidi için 160C gece sıcaklığı uygundur. Güneşli günlerde seradaki sıcaklık bundan 5-70C yüksek olabilir. yüksek sıcaklarda güllerde gelişme süresi kısalmakta, verim artmakta, ancak kalite düşmektedir (çiçek sapı küçülür, sap kısalır). dikilmiş güllerde başlangıçta sıcaklık kontrolü çok önemlidir. Güllerde kritik dönem olarak bilinen tomurcuğun bezelye büyüklüğünü alıncaya kadar geçmesi gerekli sürede, sıcaklık 210C civarında tutulmalı, bundan sonra 160C’ye düşürülmelidir. Bu şekilde kısa sürede çiçek edilir (Korkut, 1998).

Gül oldukça düşük sıcaklıklara (00C) dayanabilir. Düşük gece sıcaklıkları çiçek sapı uzunluğunu, gelişimini durdurarak olumsuz etkiler. Ayrıca terminal tomurcuğun erken generatif devreye girmesine böylece çiçek sapının kısa kalmasına neden olur. Gece sıcaklıkları budama ile hasat arasındaki süreyi belirler. Vejetatif sürgünlerin oluşumu ve uzaması için yüksek sıcaklıklar (optimuma yakın) gereklidir. 250C gündüz, 120C gece sıcaklıklarında budamadan sonra 60 günde gül hasada gelmektedir (Anonymous, 1990). Sera sıcaklıkları iki hasat arasındaki süreyi etkiler. Sıcaklığın yavaşça artması çiçek kalitesi ve gövde uzunluğunu arttırır (Pascale ve Barbieri, 1997).

4.8. Nem

Sera içi sıcaklığa bağlı olarak oransal nem, güllerin gelişmesi için uygun düzeyde tutulmalıdır. Örneğin 240C’de % 60 bağıl nem uygundur. Fazla nem, sera içi hastalıklarını arttırdığı , nem noksanlığı da gelişmeyi olumsuz yönde etkileyebilir. Bitkide su kaybı artar, gelişme durur ve sürgünler kısalır. Geceleri sera içi neminin düşük olması (% 40-60) istenir. Bunu sağlamak için ısıtma havalandırma sistemi gerekir. Elverişli nem koşullarında saplar , çiçek ve yapraklar büyük olmakta, dolayısıyla kalite artmaktadır.

Sık sık yapılan ğmurlama sulama (sisleme) külleme ve karaleke hastalığının yayılmasında etkili olacağından sakıncalıdır (Korkut, 1998). Budamadan sonra, tomurcuk oluşumu ve gelişimi için sera içi nemi % 85-90 olmalıdır. Hasada 30 gün kalıncaya kadar nem % 70-75 ve sonra %60 olarak devam etmelidir (Anonymous, 1990; Söhne, 1997).

4.9. Karbondioksit ( CO2)

Sera güllerinde fotosentez için su ile birlikte kullanılan önemli maddedir. Fotosentez sonucu bitkide büyüme ve gelişme artar. Havadaki normal CO2 gazı yaklaşık 300 ppm’dir. Seralarda CO2 miktarı arttırılırsa fotosentez miktarı artacağından güllerin sapı uzar, goncalar iri olur, dolayısıyla kalite artar. Seralarda CO2 ihtiyacı havalandırmanın yanı sıra, sera içinde alkol, propan yakılmasıyla da sağlanabilir (Korkut, 1998).

 

Gül Seralarında CO2 Gübreleme Ünitesi

4.10 Havalandırma

Seraların sıcaklığına ve nem oranına bağlı olarak gerektiğinde havalandırma yapılmalıdır. Havalandırma, sera sıcaklığı 210C’nin üzerine çıktığı zaman yapılmalıdır. Havalandırma ile sera sıcaklığı ve seranın nemi kontrol altına alınır. Ayrıca bitkiler için gerekli olan CO2 ve O2de sağlanmış olur (Korkut, 1998).

4.11. Sulama

Güllerde dikimden itibaren yeterli sulamaya özen gösterilmelidir. Sulama zamanı ve miktarı çevre koşulları, toprak yapısı ve bitkinin gelişme durumuna bağlı olmakla birlikte, sürgün verme döneminde ve yaz aylarında gül, fazla suya ihtiyaç duyar. Budama sonrası, çiçek kesim dönemi ve kış aylarındaki su ihtiyacı ise azdır. dekar seranın yıllık su ihtiyacı 2000-2500 ton arasında hesaplanabilir (Korkut, 1998).

4.12. Bükme Uygulaması

Bükme, arzu edilmeyen sürgünlerin alttan ikinci boğum üzerinden eğilmesidir. Bükmeyle; büküm yerinin üstündeki sürgünün uzaması ve bu sürgün üzerindeki yaprak koltuklarından çıkan sürgünlerin gelişmesinin engellenmesi amaçlanmaktadır. Böylece büküm yerinin altındaki yaprak koltuklarından çıkan tomurcuklardan meydana gelen sürgünlerin eğilen sürgünden de karbonhidrat sağlayarak çok güçlü olması hedeflenmektedir (Lieth, 1998; Lieth ve Kim, 1999).

 

Bükme Uygulamasının Yapılışı (orijinal) (Lieth, 1999)

Kesme çiçek gül yetiştiriciliğinde son yıllarda üzerinde durulan teknik uygulamalardan biriside bükme işlemidir. Bükme tekniği 1980’li yılların sonlarında Japon gül üreticileri tarafından geliştirilmiş olup buradan Hollanda, İsrail, Tayvan, Kore ve ABD’ye yayılmıştır. Kesme gül yetiştiriciliğinde yetiştirme tekniklerinden bükme uygulamasının etkilerini belirlemek amacıyla yapılan çalışmada; dip sürgünler gelişmelerinin başlangıcında kıvırarak bükülmüş, büküm yerinin altından büyüyen kalın sürgünleri ise kesme çiçek olarak hasat edilmiştir. Bu sürgünler geleneksel metoda göre pinç alma yerine kesildiği için gül saplarının böylelikle kalın, ve kaliteli olduğu belirlenmiştir. Bükme metodunun kullanılmasıyla bitkiden az sayıda gül kesilmesine rağmen birim alana düşen çiçek sayısının dikim sıklığının artırılmasıyla artırılabileceği, bükme metodu ile geleneksel metotlar karşılaştırıldığında, bükme uygulaması ile kesme gül yetiştiriciliği ve hasadının kolay olduğu belirtilmiştir (Okhawa ve ark., 1999).

“Kardinal” ve “Fire&Ice” gül çeşitlerinin kesme çiçek verimleri bükme ve geleneksel taç sistemleri arasında karşılaştırılmıştır. Sürgün bükmenin her iki çeşitte de hasat edilebilir sürgün sayısını azalttığı, ortalama çiçek sapı uzunluğu ve kuru madde oranını ise artırdığı saptanmıştır. Yapılan ekonomik değer analizinde Fire&Ice çeşidinde sürgün bükmeyle oluşan sap uzunluklarındaki artışın birim alandaki sürgün sayısındaki azalmadan dolayı meydana gelen ekonomik kaybı dengelemediği, Kardinal çeşidinde ise bükülen ve bükülmeyen sürgünler arasında ekonomik açıdan önemli farklılık olmadığı saptanmıştır. çok gül üreticisi tarafından yaygın olarak kullanılan bükme tekniği ve cocopeat ortamı kombinasyonunun diğer uygulama kombinasyonları üzerinde ekonomik açıdan önemli iyileştirmeler meydana getirmediği, bununla birlikte kısa saplı güllerin arzu edilmediği pazarlarda ekstra ve saplı güllerin önemli değer kazandığı ve böylece bükme ile yüksek kazanç edilebileceği belirtilmiştir (Lieth ve Kim, 2001).

 

Serada Toprakta Yetiştirilen Güllere Bükme Uygulaması

Bükme tekniği ile hem gül yetiştirmek hem de hasat etmek geleneksel metoda göre kolaydır. gül sürgünü büküldüğünde meydana gelen fizyolojik değişimlerin bilinmediği, bunun en uygun açıklaması hormonal etkiden kaynaklandığı şeklinde yapılmaktadır. sürgün herhangi eğme olmaksızın dik büyüdüğünde gelişen tomurcuk gövdeden aşağı doğru taşınan oksinleri üretir. Gövdenin tamamındaki konsantrasyon büyüme noktasının altındaki tomurcukların gelişmelerini önler. Büyüyen sürgünün ucunun koparılmasıyla tomurcuklarda dormansinin kırılması ve büyümenin başlaması için oksin kaynağı uzaklaştırılmış olur. gelişen sürgünler tekrar oksin üreterek altta bulunan tomurcukların gelişmesini önlerler (Lieth, 1998; Ohkawa ve ark., 1999).

Bükme metodu ile yetiştirilen bitkilerin geleneksel (bükülmeden, dikey terbiye edilen) metodla yetiştirilen bitkilerden sap oluşturdukları, Kardinal gül çeşidinde cocopeat üzerinde bükme yapılarak yetiştirilen bitkilerde ortalama çiçek sapı uzunluğunun 64.9 cm ve m2’deki sürgün sayısının 284 adet, cocopeat üzerinde bükme yapılmadan yetiştirilen bitkilerde ise ortalama çiçek sapı uzunluğunun 56.1 cm, m2’deki sürgün sayısının ise 320 adet olduğu saptanmıştır. Fire&Ice çeşidinde cocopet üzerinde bükme yapılarak yetiştirilen bitkilerde ortalama sap uzunluğunun 76.1 cm, m2’deki sürgün sayısının 292 adet, cocopeat üzerinde bükme yapılmadan yetiştirilen bitkilerde ortalama çiçek sapı uzunluğu 56.1 cm ve m2’deki sürgün sayısının ise 537 adet olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bükme işlemi ile kaliteli çiçeklerin edildiği, bükme yapılmayan bitkilerde ise verimliliğin fazla olduğu belirlenmiştir (Lieth ve Kim 1999).

Yatak Kültüründe Cocopeat’te Yetiştirilen ve Bükme Uygulanan Bitkilerden Görünüm

Mercedes ve Frisco gül çeşitlerinde bükme uygulaması ve budamanın verim ve kalite üzerine etkileri araştırılmıştır. Dört haftalık dinlenme periyodundan sonra 1.5 şındaki Mercedes ve Frisco gül çeşitlerinde sürgünlerin kısmı budanmış, kısmı da aşağı yatay şekilde bükülmüştür. Hasatta flaştaki kör sürgünlerin kısmı bükülmüş kısmı da kesilmiştir. Araştırmada beş flaş incelenmiş, birinci ve ikinci flaş (1 Şubat-20 Nisan) süresince ilave ışık verilmiştir. Sonuçta; birinci flaşta her iki çeşidin verimlerinin yüksek olduğu, kör sürgün oranının kışın bükme uygulanan bitkilerde budama yapılan bitkilerden düşük olduğu, toplam gelişen sürgün sayısının ise yetiştirme tekniğiyle az etkilendiği saptanmıştır. Bükme kör sürgünlerin kesilmesinin Mercedes çeşidinde verimi artırırken Frisco çeşidinde verimi artırmadığı, bükme ile çiçekli sürgünlerin yüksekliğinin, bazı flaşlarda ise ticari verim kalitesinin arttığı belirlenmiştir. Mercedes çeşidinde budama ile sadece birinci flaştaki çiçeklenmede kışın bükülen bitkilerden fazla verim alındığı, yetiştirme metodunun ise her iki çeşidin vazo ömrünü etkilemediği saptanmıştır. Zorlamanın başlangıcında kışın bükülen sürgünlerin faydalı olduğu, saplı sürgünler arzu edildiğinde Mercedes zayıf gelişen çeşitler için hasatta kör sürgünlerin bükülmesinin faydalı olacağı belirtilmiştir (Sarkka ve Rita 1999).

Hoog ve ark (2001), güllerin verim ve kalitesi üzerine bitki sıklığı, bükme ve hasat metotlarının etkilerini araştırmıştır. Araştırıcılar, Hollanda’daki modern gül üreticilerinin gittikçe artan oranda yüksek sistemleri kullanmaya başladıklarını, bu sistemde bitkilerin toprak seviyesinin üzerinde suni kök ortamlarında yetiştirildiklerini bildirmişlerdir. Bükülen dallar için boş alan yaratıldığı ve çalışma şartlarının iyileştirildiği belirtilmiştir. Bu sistemin kullanılmasıyla yetiştiricilerin alışık oldukları bitki şeklinin dışında şekil oluştuğu, hasadın bitkinin sap dibine yakın çok yakın yapıldığında gülün tacının oldukça küçük kaldığı bildirilmiştir. Hollanda’da kullanılan yetiştirme sistemlerinde dalların düzenli olarak büküldüğü, bükmenin ise bitkinin ışıktan faydalanmasını artırdığı bildirilmiştir. fazla ve düzenli bükülen dalların çeşitlere göre farklılık göstermesine rağmen az sayıda verim verdiği fakat güllerin ortalama sap ağırlıklarının ise yüksek olduğu saptanmıştır. Verimin (kg/m2) çeşitlere göre farklılık gösterdiği, bükmenin etkisinin ise sadece Frisco çeşidinde gözlendiği, Yaprak Alan Indeksinin (Leaf Area Index=LAI) bitki başına ve sezona göre farklılık gösterdiği ve her zaman bükmeyle etkilenmediği tespit edilmiştir. Bükülen dallar üzerindeki yaprakların yüksek fotosentetik fotosistem 2 etkisi gösterdiği, (fotosistem 2 olmazsa bitkiler gıda üretemez) bükülen saplar üzerindeki yaprakların hasat edilebilir dik saplar üzerindeki yaprakların sıcaklığından yaklaşık 1oC düşük olduğu saptanmıştır.

Pien ve ark., (2001), bükülen gül sürgünlerinde yaprak alan indeksinin optimizasyonunu araştırmıştır. Kesme gül yetiştiriciliğinde bükme tekniğinin çiçeklenen gül sürgünlerinin verim ve kalitesini artırdığından dolayı bu uygulamanın büyük başarı sağladığı, bu başarının genellikle bükülen sürgünler üzerindeki fotosentez yaprakları tarafından çiçeklenen sürgüne yüksek karbonhidrat içeriği sağlamasından kaynaklandığı belirtilmiştir. Bununla birlikte gölgelenmiş (ve şlı) yaprakların fotosentez oranının azaldığı, bunun sonucu olarak en altta bükülen sürgünlerin özellikle düşük tabii ışık yoğunluklarında karbon artışına yardım edemedikleri bildirilmiştir. Şubat ayında Rosa hybrida “Frisco” gül çeşidinde bükülen sürgünlerin yaprak kütlesinin altında, ortasında ve üzerinde fotosentetik foton flux ğunluğu (photosynthetic photon flux density=PPFD) ölçülmüştür. Bükülen sürgünlerin yaprak alan indeksi (Leaf Area Index=LAI) aynı zamanda kaydedilmiş ve bükülen sürgünlerin yaprak alan indeksinin yaprak tabakasının ortasında 1.5-2 iken, bükülen sürgünlerin altında 4-5 olduğu tespit edilmiştir. Fotosentez oranı bükülen sürgünlerin yaprak seviyesinin altındaki ve üstündeki yapraklar için farklı ışık yoğunluklarında ölçülmüştür. Büküm tabakasının altındaki doymuş fotosentez oranının azaldığı, bükülen sürgünlerin üstündeki yapraklar için ise % 15’lik CO2 değişiminin ölçüldüğü saptanmıştır. Gece solunum oranının azaldığı ve ışık kompensasyon noktasının (asimile edilen CO2 miktarı ile dışarı solunumla verilen CO2 miktarının eşit olduğu ışık şiddeti=fotosenteze başlamak için gereken en az ışık miktarı=300 lux) büküm tabakasının altındaki yapraklarda arttığı belirlenmiştir. Sınırlanmış ışık şartlarında alt tabakadaki ışık yoğunluğu ışık kompensasyon noktasının altına düşebilir, bu nedenle aşağıdaki yaprak tabakasının karbon dengesi olumsuz olabilir. aşağıdaki büküm tabakasının bükülen sürgünlerin toplam karbon artışına yardımının olumsuz olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle onun yaprak alan indeksini sınırlamak olabilirdi. Araştırma sonuçlarına dayanarak bükülen sürgünler üzerindeki fotosentez yapraklarının miktarını optimize etmek için, bükülen gül sürgünlerinde yaprak alan indeksinin 1-3.5 arasında tavsiye edildiği belirtilmiştir.

Ryan ve Erwin (2001), Rosa x hybrida L.’nin çiçek kalitesine taç şeklinin etkilerini belirlemek amacıyla yaptıkları araştırmada; Kardinal gül çeşidi sürgün bükme ve geleneksel olarak dikey terbiye edilen sistemde hydroponic solüsyonla sulanan kayayünü ortamında yetiştirilmiş, bütün hasat tarihlerinde sap uzunluklarının geleneksel sistemde 44.5- 54.5 cm arasında, bükülen sürgünlerde ise 68.1- 82.1 cm arasında değiştiği saptanmıştır. Çiçek büyüklüğünün bükülen sürgünlerde azaldığı, fakat geleneksel dikey sistemde Hazirandan Eylüle kadar azalmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte bütün hasatlarda çiçek çapının bükülen sürgünler üzerinden hasat edilen sürgünler üzerinde, geleneksel sistemde yetiştirilen bitkilerdeki sürgünler üzerindekilerden % 14 büyük olduğu, taç yönetim sistemi ve hasat tarihlerinin vazo ömrüne etkisinin olmadığı, çiçeklerin vazo ömürlerinin ise 9-13 gün arasında değiştiği tespit edilmiştir.

Tjosvold (2001.), tarla toprağında yetiştirilen ticari sera güllerinin verim ve kalitesi üzerine sürgün bükme uygulamasının etkilerini araştırmıştır. Bu amaçla araştırmada toprakta yetiştirilmiş ve geleneksel terbiye edilmiş 8 şındaki ticari sera gülleri başarılı şekilde bükme sistemine dönüştürülmüştür. Beş gül çeşidinin bulunduğu seradaki bitkilere hem bükme hem de geleneksel terbiye sistemi uygulanmış, her iki sisteminde de verim ve kalite yıl süreyle gözlenmiştir. Sonuç olarak; bükme uygulamasıyla üretimin 4 çeşitte % 2-22 oranında, taze ağırlığın ise % 2.8-10.2 oranında arttığı, çeşitte üretimin % 13 oranında, taze ağırlığın ise % 8.8 oranında azaldığı saptanmıştır. Bükme uygulaması ile sap uzunluğunun 3 çeşitte % 1.3-3.9 oranında arttığı, iki çeşitte ise % 0.7-0.8 oranında azaldığı belirlenmiştir. Sonuçta; önemli çeşitlerin verim ve kalitesi üzerine sadece bükmenin olumlu etkiye sahip olduğu belirtilmiştir.

bilgi