4.2. GÜL FİDANI YETİŞTİRME TEKNİĞİ
4.2.1. Tohum İle Üretim
Bütün amatör yetiştiriciler bahçelerindeki güllerin olgunlaşmış tohumlarını toplayarak, tohum ekmekten hoşlanırlar. Fakat bu ekimlerle iyi kalitede güllerin üretilmesi nadirdir (Korkut, 1998). Tohumla çoğaltma ticari gül üretiminde pratik görülmemektedir. Çünkü güllerde tohumla çoğaltma yöntemi günümüzde daha çok ıslahçılar tarafından yeni çeşitler elde etmek amacıyla kullanılmaktadır. Çünkü; kesme çiçek ıslahında verimli, hastalık ve zararlılara dayanıklı, ekolojiye uyum yeteneği fazla bitkiler elde etmenin yanında; renk, şekil ve yapı bakımından ilgi çekici tiplerin bulunması arzu edilir. Melezlemeler yoluyla elde edilen bitkilerin ilk aşamada tek çoğaltma yolu da ilk melezlerin tohumla çoğaltılmasıdır. Ayrıca, halen bazı ülkelerde gül anaçları tohumla çoğaltılmaktadır. Çünkü bu anaçların bazı üstün özelliklerine karşın çeliklerin köklenme yetenekleri azdır. Ancak, tohumla çoğaltmada tohum kabuğu çimlenmeye engel olmakta, tohum ebeveynin istenen özelliklerini tam olarak yansıtmamakta ve hızlı çoğaltmaya imkan vermemektedir (Hasek, 1980; Uzun, 1985; Uluğ, 1986). Tohumların hastalıksız, sağlam bitkilerden alınması; temiz saf, ağır, dolgun ve çimlenme kabiliyetinin tam olması gerekir. Gül tohumları oldukça serttir. Ekildiği yıl çimlenmez. Çimlenmeyi kolaylaştırmak için sonbaharda toplanan ve temizlenen tohumlar katlamaya tabi tutulur. Yabani güllerin tohumları tercihen Eylül başında toplanmalıdır. Tohumlar İlkbahara kadar katlamada kalırlar, hava ısınmaya başlayınca yavaş yavaş sulanmaya başlar. Çimlenen tohumlar kasalar veya tavalara 10 cm aralıklarla ekilir. Eğer ekim çok sık yapılmışsa genç bitkilerin iyi gelişmesini sağlamak için seyreltme yapılmalıdır. Kasım’da (2. sene) veya onu izleyen sene Şubat-Mart’ta, yabani güller topraktan çıkarılırlar ve aşı için ayrılmış yerlere dikilirler. Üçüncü sene Temmuz-Ağustos’ta yabani güller göz aşısına tabi tutulur. Aşılamada anaç olarak Rosa canina yerine Rosa polyantha kullanılmalıdır. Çünkü R. polyantha’nın tohumlarının çimlenmesi R. canina’nın tohumlarına göre çok daha çabuktur. Bunları Şubat-Mart’ta doğrudan doğruya tavalara ekmek yeterlidir (Korkut, 1998).
4.2.2.Çelik ile Üretim
Çelikleme yolluyla toprak altı ve üstü kısımları çeliğin alındığı tür veya varyetelerin özelliklerini taşıyan aşısız gerçek güller elde edilir. Ancak verim periyodu aşı ile üretilen bitkilere göre daha kısa olup ortalama 4 yıldır, 2-3 yıl sonra da toprak yorgunluğu ortaya çıkar. Ayrıca çelikleme ile elde edilen güller diğerlerine göre daha az dayanıklı, daha zayıf ve hastalıklara duyarlı, çiçekleri de daha küçüktür. Çelikle üretim ile aşıyla üretime göre daha uzun sürede gelişmiş bitki elde edilir (Korkut, 1998).
Çelik alınma zamanı Ağustos sonundan Marta kadar olan dönemdir. Çelikler çiçeksiz yıllık dallardan veya odunlaşmış sürgünlerden adi, ökçeli ve dipçikli tarzlarda alınabilir. Adi çelikler 15-20 cm uzunluk ve 5-6 mm çapında 2-4 göz taşıyan altta ve üstte bulunan gözün yaklaşık 0.5 cm altında düz ve yine 0.5 cm üstünde eğimli bir şekilde bıçakla pürüzsüz olarak kesilmiş bir dal parçasından ibarettir. Ökçeli çeliklerin dibinde eski odundan küçük bir parça dipçikli çeliklerin dibinde ise tam bir kesit bulunmaktadır. Erken dönemde alınan çeliklerin üzerinde yaprakların bırakılması bitkinin kallus dokusu oluşturmasına ve yapraklarda doğal olarak üretilen hormonlar vasıtasıyla çeliğin kolay köklenmesine yardımcı olmaktadır.
Yapraksız çeliklerde gövde uzaması erken, kök gelişmesi geç olur. Bununla beraber yapraksız yani sonbahar sonu ya da kışın alınan sert odun çeliklerin köklenme yüzdeleri yapraklı yani yeşil çeliklere göre daha yüksektir. Hazırlanan çelikler içinde geçirgen fakat sıkı yapıda 4/5 oranında dere kumu veya perlit, 1/5 oranında iyi bahçe toprağı veya torf bulunan köklendirme yastıklarına köklendirme yastıklarına 2 göz dışarıda kalacak şekilde 6-7 cm aralıklarla dikilir ve hafifçe sulanır. Çeliklerin toprak altında kalan gözlerinin bırakılması yarar sağlar. Çünkü köklenmeyi teşvik eden doğal hormonlar yapraklarda ve bu gözlerde üretilmektedir. Ilıman iklim bölgelerinde çelikler açıkta üretim yastıklarında köklendirilebilir. Ancak soğuk iklim bölgelerinde çeliklerin açığa dikilmeleri sakıncalıdır. Bu durumda çelikler kallus oluşturamadan soğuk ve hastalıklara maruz kalacak bu da çeliklerin çürümelerine yol açacaktır. Bu nedenle çeliklerin kallus oluşumu için 4-7oC’deki depolarda 1.5-2 ay depolandıktan sonra elverişli havalarda dışarıya dikilmeleri uygundur (Korkut, 1998).
Rosa indica ile Rosa odorato çelikle üretilir. Çelikler kış aylarında o yılki 6-9 mm çaplı sürgünlerden 20 cm uzunluğunda hazırlanır. Çeliklerde üstte 2 göz bırakılır; diğer gözler, dipten yabani dalların sürmesine engel olması için köreltilir. Kış aylarında bol miktarda hazırlanan çelikler nemli kum içine gömülür ve ilkbahara kadar kallus teşkil eder. İlkbaharda çelikler, hazırlanan 50-60 cm genişlikteki tahtalara 10-15 cm sıra üzeri olmak üzere iki sıra halinde dikilirler. Dikim esnasında çeliklerin dip kısımlarının zarar görmemesine dikkat edilmelidir (Mengüç, 1996).
Günümüze kadar gül ve özellikle kesme gül üretimindeki aşı ile çoğaltmaya karşılık çelikle çoğaltmanın az kullanılmasının nedenlerinden biri, çelikle çoğaltmanın daha uzun süreye gereksinim göstermesidir. Ancak, teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan yeni üretim tekniklerinden birisi olan topraksız kültür ile çelikle çoğaltmanın önemi daha da artmıştır. Özellikle kayayünü, perlit ve torf gibi ortamların getirdiği avantajlar çelikle çoğaltmanın yaygınlaşmasına neden olmuştur. Çünkü, topraksız kültür sayesinde aşı ile çoğaltmanın yaygınlaşmasına neden olmuştur. Çünkü, topraksız kültür sayesinde aşı ile çoğaltmanın ana nedeni olan anaçların toprak ile hastalık ve zararlılardan kaynaklanan olumsuzluklara karşı bazı özellikler taşımasına gerek kalmamıştır. Üstelik çelikle çoğaltma ile; aşıyla çoğaltma sırasındaki maliyetin çok altında üretim yapmak, aşının anaç-kalem arasındaki uyuşmazlık veya istenilen düzeyde uyuşma olmamasından kaynaklanan verim ve kalite düşüklükleri ile karşılaşmamak, ıslah çalışmalarıyla hızlı ve sürekli bir şekilde yenilenen çeşitlerin özelliklerini kısa sürede görmek, çok sayıda üretim materyali elde etmek olanak dahilindedir (Hollis, 1970; Hessayon, 1997; Karagüzel, 1992, 1994; Brickell, 1992; Kool, 1996; Rondeau, 1998).
Güllerde çelikle çoğaltmanın hızla yaygılık kazanmasına rağmen bu hızın artmasını engelleyen en önemli etmen köklenmedir. Çeliklerdeki köklenme ve kök kalitesi için yapılan araştırmaların sayısı oldukça fazladır (Hanan ve Grueber, 1984; Karagüzel, 1994, Ercişli ve Güleryüz, 1999). Çelikle çoğaltmada farklı kültür ortamlarının, çeliğin alındığı yerin, çelik alma zamanının, çelik tipinin, çelik ölçülerinin, çelik üzerinde yaprak ve kaç göz bulundurmasının, çeliğe yapılan bazı uygulamaların ve çeliğin köklendirilmesinde kullanılan ortamların etkisi olmaktadır. İyi bir kök gelişimi için, güllerde çelikler o yılın yumuşak odunsu sürgünlerinden, Ekim-Mart ayları arasında, 10-15 cm uzunlukta, 1-3 gözlü ve 1-4 yapraklı olarak alınmaktadır. Çeliklere dip kısımlarını çürütmeyecek düzeyde nem ve alttan ısıtma ile sıcaklık uygulamaları da olumlu sonuçlar verebilmektedirler (Özbek, 1975; Hessayon, 1997; Söğüt ve Küçük, 1998; Ercişli ve Güleryüz, 1999).
Güllerde köklenmeyi artırıcı olan bu etmenlerin birlikte ve tek başlarına olumlu etkileri dıştan uygulanan büyümeyi düzenleyiciler ile daha da arttırılabilmektedir. Bu amaçla kullanılan oksin gurubu hormonlardan en fazla IBA, NAA ve IAA önerilmektedir. Bunların içerisinden de özellikle IBA tercih edilmektedir. Köklenmenin artırılmasında 500-4000 ppm arasındaki IBA dozların uygulanması başarılı sonuçlar vermektedirler (Bleasdale, 1984; Güneş ve Yalçın, 1990; Hartmann et al. 1990; Karagüzel, 1994).
Bazı yörelerde fidanlar kültür formlarının köklendirilmesiyle elde edilebilirler. Ancak bu yöntemle yetiştirilen fidanlarda verim ve kalite düşük olmakta; değişik toprak ve çevre koşullarına uyum sağlayamamakta, ayrıca nematodlara ve dışarıda yetiştirildiğinde kış soğuklarına dayanıklı olmamaktadır. Bunun için Kasım- Nisan aylarında iki gözlü hazırlanan çelikler 15.50C hava sıcaklığı, 210C kök ortamı sıcaklığında değişik köklendirme ortamlarında köklendirilir. Çelikler köklendirme ortamında 5×7.5 cm aralıklarla dikilmeli ve kurumalarına imkan verilmeden bol ışık almaları sağlanmalıdır. Bunun için sisleme en uygun yöntemdir. Köklenen çelikler ya fincan saksılara veya doğrudan yerlerine dikilirler. Ancak fincan saksılara dikilen çelikler 3 hafta sonra yerlerine dikilmelidir, aksi takdirde küçük olan saksı hacmi nedeniyle köklerde sertleşme meydana gelir (Mengüç, 1996).
4.2.3. Aşı İle Üretim
Aşı ile üretim yabani güllerin ıslah edilip daha üstün özellikler taşıyan bitkilerin ortaya çıkmasını sağlar. Aşı ile üretimde kök anaçta bulunduğundan kısa sürede gelişmiş bir bitki elde edilme olanağı vardır. Aşı ile üretim için en uygun tür Rosa manetti, Rosa canina ve Rosa multiflora’dır. Aşı ile üretim çelikle üretime göre daha dayanıklı olup verim periyodu 10 yıldır. Toprak yorgunluğu ise 4-5 yılda ortaya çıkar (Korkut, 1998).
Güllerin pratik anlamda en çok kullanılan çoğaltma yöntemi aşıdır. Aşı ile çoğaltmanın yaygın olarak kullanılması; esas olarak ıslah yoluyla elde edilen her çeşidin her ekolojiye, özellikle toprak faktörlerine uyumundaki zorluklardan kaynaklanmaktadır. Bu olumsuzluklara karşı direnç gösteren anaç üzerine sözü edilen bu çeşitler aşılanarak çözüm elde edilmektedir. Yine, bu anaçların çeşitlerin hassas oldukları hastalık ve zararlılara dayanım kabiliyetlerinden faydalanma olanağı vardır. Ek olarak anaç-kalem kombinasyonlarının bunların tek tek kullanıldığı durumlara göre gelişme ve verimdeki üstünlükleri de söz konusudur. Diğer taraftan istenilen özelliklerin korunması ve bunların sonraki nesillere aktarılması için vegetatif yöntemlerin kullanılması gerekmektedir. Aşı buna imkan veren yöntemlerden birisidir. Ancak, toprak koşullarına, hastalık-zararlılara ve kaleme uygun anaçların seçimi yanında, aşılama için gerekli işgücü, masraf ve zaman israfı aşı ile çoğaltmanın ana sorunlarındandır (Karagüzel, 1994, 1997; Kool, 1996; Rondeau, 1998).
Güllerde genellikle iki tür aşı uygulanır:
a) Göz aşısı, b) Dilcikli İngiliz aşısı.
a) Göz Aşısı
Aşı yöntemi olarak en çok göz aşısı uygulanır. Üzerinde bir göz bulunan kabuk parçasından ibarettir.Yapılma zamanına göre ikiye ayrılır:
1- Sürgün Göz Aşısı:
Mayıs-Temmuz arasında yapılır. Yapıldığı yıl içinde süren aşılardır. Kış mevsiminin ılıman geçtiği yerlerde uygulanır. Sürgün gözlü aşılanan fidanların tepeleri, aşılamadan 3 hafta sonra aşı yerinin 2.5 cm üzerinden kesilir. Daha sonra bu tırnak tamamen uzaklaştırılır. Burada tepenin vurulmasının amacı, aşı gözünü bir an önce sürmeye teşvik etmektir.
2- Durgun Göz Aşısı:
Temmuz- Eylül arasında yapılır. Durgun göz aşıları, gözlerin kışa daha sağlam olarak girmeleri açısından tercih edilir. Bu aşılar bu nedenle kış mevsiminin sert geçtiği iklimler için uygundur. Dinlenen göz, gelecek ilkbahara kadar vejetasyona girmez. Bunlardan oluşan sürgünler daha kuvvetli ve sağlam olur. Durgun gözlü fidanlarda, fidanların tepelerinde herhangi bir kesme işlemi yapılmayarak olduğu gibi bırakılır ve fidanlar kışı bu şekilde geçirirler. Aralık ayında tüm aşılı fidanlar sökülerek sınıflandırılır. Durgun göz aşılı fidanların tepeleri bu mevsimde kesilerek bir yıl sonrası için çelik hazırlamada kullanılır.
Göz aşısının yapılacağı tarihin saptanması büyük önem taşır. Çünkü aşılama sırasında kalem ve anacın bitki besin özsuyuyla dolu olması gerekir. Böylece anaç ve kalemdeki kabuk kısmı kolaylıkla odun kısmından ayrılır. Kurak dönemlerde bitki özsuyu sirkülasyonu zayıfladığında aşılama işleminin kesilmesi gerekir.
Göz aşısı 4 aşamada uygulanır:
a- Gözün alınması
b- Anacın hazırlanması
c- Gözün takılması
d- Bağlama
Gözün alınacağı bir senelik dal, sol ile ters olarak tutulur. Dalın hastalıksız, sağlam bitkilerden alınması ve gözün henüz sürmemiş olması gereklidir. Keskin çakı ile gözün 15 mm altında, kabuk kısmı odun tabakasına kadar çizilir. Daha sonra çakı, gözün 15-20 mm üstünden odun kısmına fazla daldırmadan, gözün altından odun ile kabuk arasında kaydırılır ve göz, alt taraftaki daha önce çakı ile çizilmiş kısımda yavaşça kesilerek çıkarılır. Bundan sonra gözün altında kalan kabuk tabakası, gözün öz kısmı zedelenmeyecek şekilde yavaşça kaldırılarak çıkarılır ve anaca uygulanıncaya kadar su içinde bırakılır.
Anacın kabuk kısmından T şeklinde bir iz açılır ve kabuk tabakası çakı spatülü ile yavaşça kaldırıp göz araya yerleştirilir.gözün dışarıda kalan üst kısmı çakıyla kesilerek gözün yarık içine iyice oturması sağlanır. Daha sonra anacın kaldırılan iki taraflı kanat şeklindeki kabuk kısmı aşı gözü dışarıda kalacak şekilde kapatılır. İşlemin son basamağında rafya ile aşağıdan yukarıya doğru gözü boğmayacak şekilde fazla sıkı ve gevşek olmamak şartıyla bağlama yapılır. Aşı yapıldıktan sonra anacın düzenli olarak sulanması gereklidir.bu arada anacın üst dallarından bir kısmı da kesilir. Aşıdan 15 gün kadar sonra aşı noktası kontrol edilerek rafyanın sıkılması veya gevşetilmesi gerektiğine karar verilir.üzerinde yaprak sapının bağlı olarak kuruduğu veya yeşil ve hacmini arttırmış olduğu halde, en ufak bir dokunmayla yere düşen aşıların tutmadığı anlaşılır. Eğer bitki özsuyunun durumu uygunsa, bunlara yeniden işlem yapılır. Aşıdan 3-4 hafta sonra, anacın nefes almasına engel olan rafyalar bıçakla kesilir. Anaç da bir süre sonra aşı yapıldığı noktanın biraz üstünden tümüyle kesilir. Genç güller böylece gelişerek çiçeklenme olgunluğuna erişirler (Korkut, 1998).
Aşı kalemleri 25-30 cm uzunlukta parçalar halinde hazırlanır. Dikenleri çok kısa sap kalacak şekilde yaprakları temizlenir. Hazırlanan kalemler ıslak çuval veya naylon torbalara sarılarak aşılama zamanına kadar muhafaza edilir. Kalemler tercihen günlük kesilmelidir. Aşı gözleri goncanın 4-5 boğum altındaki şişkin ancak dinlenme halindeki gözlerden alınmalıdır.
Diğer bir yöntem de dinlenme halindeki dalları -1, 0 0C’de aşılama zamanına kadar soğukta muhafaza etmektir. Özellikle aşı mevsiminde yeterli aşı kalemi sağlanmasında güçlük çekildiğinden, bu yönteme başvurulur. Kalemler sonbaharda çiçekler döküldükten sonra ve diken renkleri koyulaştığında hazırlanır, yaprakları temizlenir, ancak dikenlere dokunulmaz. 20-35 cm uzunluktaki çeliklerin 30-40 adedi bağlanarak demetler yapılır. Demetler su geçirmeyen kağıtlara sıkıca sarılır, üzerine ıslak gazete örtülür, sonra su geçirmeyen kağıtla kaplanır. Bu şekilde soğuk depoda kalemler 23 ay muhafaza edilebilmişlerdir (Mengüç, 1996).
b-Dilcikli İngiliz Aşısı
Bodur güllerin elde edilmesinde, tohumdan yetişen yabani güllere uygulanan bir aşı çeşidi olup Nisan-Mayıs aylarında uygulanır. Bu aşının uygulanabilmesi için öncelikle kalem ve anacın aynı kalınlıkta olması gerekir. Dilciksiz İngiliz aşısına anaç olarak R. manetti kullanılır. Anaçlar 6.5-7.5 cm çaplı saksılara, aşılama işleminden birkaç hafta önce dikilirler. Aşı Şubat-Nisan ayları arasında yapılır. Kalemler, tercihen daha önce çiçek kesilmiş dallardan alınmalı ve üzerlerinde 3 göz ihtiva etmelidirler. Böylece daha iri bitkiler elde edilir. Kalemlerin sağlam, hastalıksız, orta kalınlıkta ve yağlı ilaçlanmamış olmasına dikkat edilmelidir. Bu şekilde ilaçlanan kalemlerde yapraklar yumuşamakta, aşıdan sonra sarararak dökülmekte ve aşı tutmamaktadır. Anaç ve kalemin tam orta kısmı çakı ile yarılarak dilcikler oluşturulur. Kalem ve anacın dilcikleri birbirine oturacak şekilde sıkıca rafya ile bağlanır ve aşı macunu ile sarılır. Aşılı bitkiler, anaçla kalem kaynaşıncaya kadar sıcak ve nemli, kapalı kasalarda veya sisleme altında muhafaza edilmelidir. Bitkiler kasalarda veya sisleme altında 3-4 hafta 24 0C’de tutulmalıdır. Daha sonraki 4 hafta içinde normal sera koşullarına alınırlar ve bu sürenin yerine dikimden 2 ay önce yapılmalıdır (Mengüç, 1996; Korkut, 1998).
Göz aşısının uygulandığı diğer bir yöntemde ise, köksüz çelikler doğrudan doğruya seraya dikilirler ve bunlara yerlerinde sürgün göz aşısı yapılır. Ayrıca diğer bir yöntem de, anaç bitkideki sürgünlerin % 40’nın temizlenmesi ve kalan sürgünlerin üzerinde 10-15 cm ara ile T göz aşısı yapılmasıdır. Sonbaharda sürgünler dipten kesilir, aşılı parçalar kesilerek köklendirilmek üzere dikilirler.
Güllerin genellikle dipten itibaren birkaç kalın dal meydana getirmesi istenir. Bunun içinde gözlerin sürmesinden sonra sürgünlerin 2. veya 3. beş yaprakçıklı yaprağın hemen üstünden uçları alınarak sürgün ucundaki çiçeğin olgunlaşması önlenir. Böylece bitki bünyesindeki karbonhidrat birikimi önlenir. Yani aşıda yumuşak budamalar yada uç almalar bitkiyi dallandırır, geliştirir ve dipten gelen sürgünleri arttırır. Bu şekilde fidanın ana dalını oluşturacak kalın çaplı dallar ortaya çıkmış olur. Yetişmiş aşılı köklü fidanlar kasım ayı içinde sökülür. Söküm sonrası üstteki ince dallar temizlenir, köklerde budama yapılır. Daha sonra bunlar çaplarına ve odun sertliğine göre ayrılır.
4.3. Toprak İstekleri
Gül killi-tınlı ve organik maddece zengin ve drenajı iyi olan toprakları tercih eder. Taban suyunun yüzeye bir metreden daha yakın olmaması istenir. Fakat genel olarak güller, hemen hemen tüm bahçe topraklarında yetişebilirler. Ancak, sadece killi, kumlu ya da çok kalkerli gibi ekstrem şartlara sahip topraklarda yetişemezler. Güller havadar, nötr veya hafif asidik, Ph’nın 5.5-6.3 olduğu topraklarda iyi gelişir (Anonymous, 1990; Durkin, 1992; Korkut, 1998).
Toprak analiz sonuçlarına göre 100 gr kuru toprakta gülün istekleri aşağıda verilmiştir (Korkut, 1998):
Tuz % 0.2-0.3
N 20-30 mg
P205 50-80 mg
K20 80-150 mg
Mg0 15-25 mg
Mn 150-200 mg
4.4. Toprak Hazırlığı ve Gübreleme
Güllerin kolay ve çabuk köklenebilmeleri, gelişip süratle büyüyebilmeleri için toprağın çok iyi hazırlanması gerekir. Hiç üretim yapılmamış, yeni topraklar söz konusu olduğunda derin işleme yapılması gereklidir. Kumun hakim olduğu hafif topraklarda, ağır gübreler (kompoze gübreler, tercihen sığır gübresi) en iyi sonucu verir. Ağır topraklarda (kilin hakim olduğu) samanla karışık at gübresi uygundur. Killi-kalkerli topraklarda, herdemyeşil bitki artıkları, turba ve hayvan artıklarından yararlanabilir. Toprak şartlarına göre 200 pmm nitrojen ve 150 ppm potasyum içeren likit gübreler, gerek duyulduğunda demir ve magnezyum ilavesiyle kullanılabilir (Korkut, 1998). Dikimden sonra toprak sık sık analiz edilmeli ve eksik olan gübreler verilmelidir. Analizlerde topraktaki nitratlar 50-100 ppm, potasyum 20-40 ppm ve kalsiyum 150-200 ppm olmalıdır. Sulama suyuna 200 ppm azot ve potasyum katılarak bitkinin besin maddesi ihtiyacı karşılanır. Ayrıca yılda bir kez m2’ye 50 gram demirsülfat verilir. Eksikliği görüldüğünde m2’ye 50 gram magnezyum sülfat verilir (Mengüç, 1996).
4.5. Dikim
Güllerin dikiminde en uygun periyot Kasım ve Mart ayları arasındadır. Fakat gerçekte 15 Ekimden itibaren Nisan sonuna kadar dikilebilirler. Kışın dikim, toprak şartlarının elverişsizliği nedeniyle uygun değildir. Dikim geç Nisan’da yapılmışsa özellikle sulamaya büyük özen göstermek gerekir. Söz edilen dikim zamanları çıplak köklü güller için geçerlidir. Günümüzde yetiştiriciler, her mevsim hatta yazın bile dikilebilme olanağı olan tüplü güller yetiştirmektedirler.
Gerek bahçecilikte gerekse seralarda yetiştirilen güllerin dikimi çok önemlidir. Dikim için yukarıda anlatıldığı şekilde hazırlanan toprak sahada derinliği 60 cm, çapı 40 cm olan çukurlar açılır. Üstten alınan toprak gübreyle karıştırıldıktan sonra çukur dibine konur (Korkut, 1998). Bundan sonra sıra güllerin dikime hazır hale getirilmesine gelir. Buna pratikte ‘kök tuvaleti’ (dikim budaması) denir. Amacı, sökümde zedelenen kuruyan kök ucunu budamaktır. Ölü kök uçları kahverengi olup, bahçe makası ile kesilerek sarı veya beyaz sarı rengin ortaya çıkması sağlanır. Toprak içinde, köklerin kesilen kısımlarının etrafında oluşan yara dokusunun çevresinden çıkan çok sayıda kökçükler gülün toprağa sıkıca tutunmasını sağlar. Bu tutunma eğer gülün kökleri dikimden önce killi toprak, taze gübre ve sudan yapılmış bulamaca batırılırsa daha da kolaylaşır. Köklerde yapılan bu budamaya paralel olarak dal uçları da budanmalıdır. Bu yöntem bütün genç dikimler için önerilir. Dikim budaması yapılan güller, önceden açılmış olan çukurlara kökler kıvrılmayacak, doğal durumunu koruyacak ve aşı noktası hafif olarak toprak içinde kalacak şekilde yerleştirilirler.
Dikim, hazırlanmış tavalara 30×30 cm sıra ara ve üzeri mesafelerle yapılır. Sığ dikim köklerin daha iyi gelişmesi bakımından tavsiye edilir (Mengüç, 1996). Gül fidanları iki ve üç sıralı olarak 30 cm mesafelerle dikilebilir. Birim alanda 7-8 bitki/m2 bulunmaktadır (Canbazoğlu ve Akbulut, 1997; Hatipoğlu, 1992; Söhne, 1998; Anonymous, 1990; Amitabha et al., 1989). Dikimde aşı gözü toprak seviyesinin altında kalmamalıdır. Dikim çiçek kesimine etki etmektedir. Örneğin; Anneler Gününde çiçek kesmek için Ocak-Şubat ayında dikim yapılmalıdır. Dikimden sonra hava nisbi nemi yüksek olmalıdır. Zira yüksek nemli ortamda durgun gözlü fidanlar daha iyi sürgün gelişmesi gösterirler. Sisleme ile hava nisbi neminin yüksek olması sağlanabilir. Bu devre en kritik devredir, bitkide yeni yapraklar çıkmaya başladıktan sonra bu örtüler tedrici olarak kullanılır.
Sürgün göz aşılı ve köklü çeliklerin birkaç gün nisbi nemli ortamda bulunmaları yeterlidir. Bunların üzerini örtmeye gerek yoktur. Yeni dikilen bitkilerin hemen çiçek açmasına izin verilmez. Aksi halde bitki cılız kalır. Kuvvetli sürgünler10-15 cm’den zayıf sürgünler 6-7 cm’den kesilerek kesim yerinin altına 2 göz bırakılır (Mengüç, 1996).
4.6. Işık
Güller havadar güneşli yerlerden hoşlanırlar. Açıkta, sera dışında yapılan yetiştiricilikte, güneyde duvar diplerinde bulunan yataklar aşırı sıcak ve yakıcı olduğundan güller için uygun değildir. Eğer gülleri bu gibi yerlerde yetiştirme zorunluluğu varsa, kuvvetli güneş ışınlarından daha çok etkilenen kırmızı renkli çeşitler seçilmemelidir. Tırmanıcı, yayılıcı güller bu koşullar için en idealdir. Bunun dışında beyaz ve pembe renkli varyeteler seçilebilir.
Işık seralarda yetiştirilen gül bitkisinin gelişmesini en çok etkileyen faktörlerden biridir. Işık intensitesinin en yüksek değerde olduğu yaz aylarında gül kesimi daha fazla olmaktadır. Gün uzunluğunun güllerin büyümesi ve çiçeklenmesi üzerinde etkisi yoktur (Korkut, 1998). Gül bol ışıklı ortamları sever ve bunu üretimde enerjiye dönüştürür. Uygun olmayan ışık koşulları direkt olarak üretimde kayıplara neden olur (Söhne, 1997). Fazla ışık da gülün kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle Akdeniz ve Ege Bölgelerinde gül seralarında yazın gölgeleme yapma zorunlu hale gelir (Hatipoğlu, 1989; Uzun, 19985). Işık ve sıcaklık birlikte düşünülmelidir. Düşük sıcaklıkta ışık intensitesinin yükselmesi kör sürgün oluşumuna neden olmaktadır (Hatipoğlu, 1989; Söhne, 1997). Bozuk baş yine aynı nedenlerle ortaya çıkan diğer bir fizyolojik bozukluktur (Uzun, 1985).
Gül yetiştiriciliğinde ışık yoğunluğunun, uygun sıcaklık dereceleriyle beraber olabildiği koşullarda gonca iriliği ve yaprak rengi gibi kalite faktörleri en yüksek seviyede olmaktadır. Işık yoğunluğunun 6000-8000 fc arasında olması gonca kalitesini olumlu yönde etkiler. Yetiştirme ortamının 24 0C sıcaklık ve % 60 oransal nemde olması istenir. Yüksek oransal nem, mantari hastalıklara zemin hazırladığından havalandırma ile düşünülmelidir. İyi kaliteli ve yüksek verim için; diğer ekolojik koşulların (yeterli ışık ve sıcaklık, uygun nem, havalandırmalar kapalı) uygun olduğu zamanlarda 1200-2000 ppm dozunda CO2 gübrelemesi yapılmalıdır (Baktır ve Yılmaz, 1995).
4.7. Sıcaklık
Sıcaklık güllerde çiçek verimini, dağılımını, çiçek kalitesini etkileyen önemli ekolojik faktördür. Genel olarak bulutlu günlerde sera içi sıcaklığı 20-210C, güneşli günlerde 24-280C arasında olabilir. 300C’nin üzerindeki sıcaklıklarda fotosentezde azalma meydana gelir (Söhne, 1997). Bu nedenle yüksek gündüz sıcaklığı sera gülcülüğünde istenmez. Gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkı 5-80C olabilir. Bu fark yapraklarda besin maddesi birikimini sağlar. Sera sıcaklığı yüksek olursa goncalar küçülür, taç yaprak sayısı azalır, sap ve goncanın zayıf gelişmesi sonucu vazo ömrü kısalır (Uzun, 1985). Birçok gül çeşidi için 160C gece sıcaklığı uygundur. Güneşli günlerde seradaki sıcaklık bundan 5-70C yüksek olabilir. Daha yüksek sıcaklarda güllerde gelişme süresi kısalmakta, verim artmakta, ancak kalite düşmektedir (çiçek sapı küçülür, sap kısalır). Yeni dikilmiş güllerde başlangıçta sıcaklık kontrolü çok önemlidir. Güllerde kritik dönem olarak bilinen tomurcuğun bezelye büyüklüğünü alıncaya kadar geçmesi gerekli sürede, sıcaklık 210C civarında tutulmalı, bundan sonra 160C’ye düşürülmelidir. Bu şekilde daha kısa sürede çiçek elde edilir (Korkut, 1998).
Gül oldukça düşük sıcaklıklara (00C) dayanabilir. Düşük gece sıcaklıkları çiçek sapı uzunluğunu, gelişimini durdurarak olumsuz etkiler. Ayrıca terminal tomurcuğun erken generatif devreye girmesine böylece çiçek sapının kısa kalmasına neden olur. Gece sıcaklıkları budama ile hasat arasındaki süreyi belirler. Vejetatif sürgünlerin oluşumu ve uzaması için yüksek sıcaklıklar (optimuma yakın) gereklidir. 250C gündüz, 120C gece sıcaklıklarında budamadan sonra 60 günde gül hasada gelmektedir (Anonymous, 1990). Sera sıcaklıkları iki hasat arasındaki süreyi etkiler. Sıcaklığın yavaşça artması çiçek kalitesi ve gövde uzunluğunu arttırır (Pascale ve Barbieri, 1997).
4.8. Nem
Sera içi sıcaklığa bağlı olarak oransal nem, güllerin gelişmesi için uygun düzeyde tutulmalıdır. Örneğin 240C’de % 60 bağıl nem uygundur. Fazla nem, sera içi hastalıklarını arttırdığı gibi, nem noksanlığı da gelişmeyi olumsuz yönde etkileyebilir. Bitkide su kaybı artar, gelişme durur ve sürgünler kısalır. Geceleri sera içi neminin düşük olması (% 40-60) istenir. Bunu sağlamak için ısıtma veya iyi havalandırma sistemi gerekir. Elverişli nem koşullarında saplar daha uzun, çiçek ve yapraklar daha büyük olmakta, dolayısıyla kalite artmaktadır.
Sık sık yapılan yağmurlama sulama (sisleme) külleme ve karaleke hastalığının yayılmasında etkili olacağından sakıncalıdır (Korkut, 1998). Budamadan sonra, tomurcuk oluşumu ve gelişimi için sera içi nemi % 85-90 olmalıdır. Hasada 30 gün kalıncaya kadar nem % 70-75 ve daha sonra %60 olarak devam etmelidir (Anonymous, 1990; Söhne, 1997).
4.9. Karbondioksit ( CO2)
Sera güllerinde fotosentez için su ile birlikte kullanılan önemli bir maddedir. Fotosentez sonucu bitkide büyüme ve gelişme artar. Havadaki normal CO2 gazı yaklaşık 300 ppm’dir. Seralarda CO2 miktarı arttırılırsa fotosentez miktarı artacağından güllerin sapı uzar, goncalar daha iri olur, dolayısıyla kalite artar. Seralarda CO2 ihtiyacı havalandırmanın yanı sıra, sera içinde alkol, propan yakılmasıyla da sağlanabilir (Korkut, 1998).
Gül Seralarında CO2 Gübreleme Ünitesi
4.10 Havalandırma
Seraların sıcaklığına ve nem oranına bağlı olarak gerektiğinde havalandırma yapılmalıdır. Havalandırma, sera sıcaklığı 210C’nin üzerine çıktığı zaman yapılmalıdır. Havalandırma ile sera sıcaklığı ve seranın nemi kontrol altına alınır. Ayrıca bitkiler için gerekli olan CO2 ve O2’de sağlanmış olur (Korkut, 1998).
4.11. Sulama
Güllerde dikimden itibaren yeterli sulamaya özen gösterilmelidir. Sulama zamanı ve miktarı çevre koşulları, toprak yapısı ve bitkinin gelişme durumuna bağlı olmakla birlikte, sürgün verme döneminde ve yaz aylarında gül, daha fazla suya ihtiyaç duyar. Budama sonrası, çiçek kesim dönemi ve kış aylarındaki su ihtiyacı ise daha azdır. Bir dekar seranın yıllık su ihtiyacı 2000-2500 ton arasında hesaplanabilir (Korkut, 1998).
4.12. Bükme Uygulaması
Bükme, arzu edilmeyen sürgünlerin alttan ikinci boğum üzerinden eğilmesidir. Bükmeyle; büküm yerinin üstündeki sürgünün uzaması ve bu sürgün üzerindeki yaprak koltuklarından çıkan sürgünlerin gelişmesinin engellenmesi amaçlanmaktadır. Böylece büküm yerinin altındaki yaprak koltuklarından çıkan tomurcuklardan meydana gelen yeni sürgünlerin eğilen sürgünden de karbonhidrat sağlayarak çok daha güçlü olması hedeflenmektedir (Lieth, 1998; Lieth ve Kim, 1999).
Bükme Uygulamasının Yapılışı (orijinal) (Lieth, 1999)
Kesme çiçek gül yetiştiriciliğinde son yıllarda üzerinde durulan teknik uygulamalardan biriside bükme işlemidir. Bükme tekniği 1980’li yılların sonlarında Japon gül üreticileri tarafından geliştirilmiş olup buradan Hollanda, İsrail, Tayvan, Kore ve ABD’ye yayılmıştır. Kesme gül yetiştiriciliğinde yetiştirme tekniklerinden bükme uygulamasının etkilerini belirlemek amacıyla yapılan bir çalışmada; dip sürgünler gelişmelerinin başlangıcında kıvırarak bükülmüş, büküm yerinin altından büyüyen kalın sürgünleri ise kesme çiçek olarak hasat edilmiştir. Bu sürgünler geleneksel metoda göre pinç alma yerine kesildiği için gül saplarının böylelikle daha kalın, daha uzun ve daha kaliteli olduğu belirlenmiştir. Bükme metodunun kullanılmasıyla bir bitkiden daha az sayıda gül kesilmesine rağmen birim alana düşen çiçek sayısının dikim sıklığının artırılmasıyla artırılabileceği, bükme metodu ile geleneksel metotlar karşılaştırıldığında, bükme uygulaması ile kesme gül yetiştiriciliği ve hasadının daha kolay olduğu belirtilmiştir (Okhawa ve ark., 1999).
“Kardinal” ve “Fire&Ice” gül çeşitlerinin kesme çiçek verimleri bükme ve geleneksel taç sistemleri arasında karşılaştırılmıştır. Sürgün bükmenin her iki çeşitte de hasat edilebilir sürgün sayısını azalttığı, ortalama çiçek sapı uzunluğu ve kuru madde oranını ise artırdığı saptanmıştır. Yapılan ekonomik değer analizinde Fire&Ice çeşidinde sürgün bükmeyle oluşan sap uzunluklarındaki artışın birim alandaki sürgün sayısındaki azalmadan dolayı meydana gelen ekonomik kaybı dengelemediği, Kardinal çeşidinde ise bükülen ve bükülmeyen sürgünler arasında ekonomik açıdan önemli bir farklılık olmadığı saptanmıştır. Bir çok gül üreticisi tarafından yaygın olarak kullanılan bükme tekniği ve cocopeat ortamı kombinasyonunun diğer uygulama kombinasyonları üzerinde ekonomik açıdan önemli iyileştirmeler meydana getirmediği, bununla birlikte kısa saplı güllerin arzu edilmediği pazarlarda ekstra ve uzun saplı güllerin önemli bir değer kazandığı ve böylece bükme ile daha yüksek bir kazanç elde edilebileceği belirtilmiştir (Lieth ve Kim, 2001).
Serada Toprakta Yetiştirilen Güllere Bükme Uygulaması
Bükme tekniği ile hem gül yetiştirmek hem de hasat etmek geleneksel metoda göre daha kolaydır. Bir gül sürgünü büküldüğünde meydana gelen fizyolojik değişimlerin iyi bilinmediği, bunun en uygun açıklaması hormonal bir etkiden kaynaklandığı şeklinde yapılmaktadır. Bir sürgün herhangi bir eğme olmaksızın dik büyüdüğünde gelişen tomurcuk gövdeden aşağıya doğru taşınan oksinleri üretir. Gövdenin tamamındaki konsantrasyon büyüme noktasının altındaki tomurcukların gelişmelerini önler. Büyüyen bir sürgünün ucunun koparılmasıyla tomurcuklarda dormansinin kırılması ve büyümenin başlaması için oksin kaynağı uzaklaştırılmış olur. Yeni gelişen sürgünler tekrar oksin üreterek altta bulunan tomurcukların gelişmesini önlerler (Lieth, 1998; Ohkawa ve ark., 1999).
Bükme metodu ile yetiştirilen bitkilerin geleneksel (bükülmeden, dikey terbiye edilen) metodla yetiştirilen bitkilerden daha uzun sap oluşturdukları, Kardinal gül çeşidinde cocopeat üzerinde bükme yapılarak yetiştirilen bitkilerde ortalama çiçek sapı uzunluğunun 64.9 cm ve m2’deki sürgün sayısının 284 adet, cocopeat üzerinde bükme yapılmadan yetiştirilen bitkilerde ise ortalama çiçek sapı uzunluğunun 56.1 cm, m2’deki sürgün sayısının ise 320 adet olduğu saptanmıştır. Fire&Ice çeşidinde cocopet üzerinde bükme yapılarak yetiştirilen bitkilerde ortalama sap uzunluğunun 76.1 cm, m2’deki sürgün sayısının 292 adet, cocopeat üzerinde bükme yapılmadan yetiştirilen bitkilerde ortalama çiçek sapı uzunluğu 56.1 cm ve m2’deki sürgün sayısının ise 537 adet olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bükme işlemi ile daha kaliteli çiçeklerin elde edildiği, bükme yapılmayan bitkilerde ise verimliliğin daha fazla olduğu belirlenmiştir (Lieth ve Kim 1999).
Yatak Kültüründe Cocopeat’te Yetiştirilen ve Bükme Uygulanan Bitkilerden Görünüm
Mercedes ve Frisco gül çeşitlerinde bükme uygulaması ve budamanın verim ve kalite üzerine etkileri araştırılmıştır. Dört haftalık bir dinlenme periyodundan sonra 1.5 yaşındaki Mercedes ve Frisco gül çeşitlerinde sürgünlerin bir kısmı budanmış, bir kısmı da aşağıya yatay bir şekilde bükülmüştür. Hasatta flaştaki kör sürgünlerin bir kısmı bükülmüş bir kısmı da kesilmiştir. Araştırmada beş flaş incelenmiş, birinci ve ikinci flaş (1 Şubat-20 Nisan) süresince ilave ışık verilmiştir. Sonuçta; birinci flaşta her iki çeşidin verimlerinin daha yüksek olduğu, kör sürgün oranının kışın bükme uygulanan bitkilerde budama yapılan bitkilerden daha düşük olduğu, toplam gelişen sürgün sayısının ise yetiştirme tekniğiyle az etkilendiği saptanmıştır. Bükme veya kör sürgünlerin kesilmesinin Mercedes çeşidinde verimi artırırken Frisco çeşidinde verimi artırmadığı, bükme ile çiçekli sürgünlerin yüksekliğinin, bazı flaşlarda ise ticari verim kalitesinin arttığı belirlenmiştir. Mercedes çeşidinde budama ile sadece birinci flaştaki ilk çiçeklenmede kışın bükülen bitkilerden daha fazla verim alındığı, yetiştirme metodunun ise her iki çeşidin vazo ömrünü etkilemediği saptanmıştır. Zorlamanın başlangıcında kışın bükülen sürgünlerin faydalı olduğu, uzun saplı sürgünler arzu edildiğinde Mercedes gibi daha zayıf gelişen çeşitler için hasatta kör sürgünlerin bükülmesinin faydalı olacağı belirtilmiştir (Sarkka ve Rita 1999).
Hoog ve ark (2001), güllerin verim ve kalitesi üzerine bitki sıklığı, bükme ve hasat metotlarının etkilerini araştırmıştır. Araştırıcılar, Hollanda’daki modern gül üreticilerinin gittikçe artan bir oranda yüksek sistemleri kullanmaya başladıklarını, bu sistemde bitkilerin toprak seviyesinin üzerinde suni kök ortamlarında yetiştirildiklerini bildirmişlerdir. Bükülen dallar için boş alan yaratıldığı ve çalışma şartlarının iyileştirildiği belirtilmiştir. Bu sistemin kullanılmasıyla yetiştiricilerin alışık oldukları bitki şeklinin dışında yeni bir şekil oluştuğu, hasadın bitkinin sap dibine yakın veya çok yakın yapıldığında gülün tacının oldukça küçük kaldığı bildirilmiştir. Hollanda’da kullanılan yetiştirme sistemlerinde dalların düzenli olarak büküldüğü, bükmenin ise bitkinin ışıktan faydalanmasını artırdığı bildirilmiştir. Daha fazla ve düzenli bükülen dalların çeşitlere göre farklılık göstermesine rağmen daha az sayıda verim verdiği fakat güllerin ortalama sap ağırlıklarının ise daha yüksek olduğu saptanmıştır. Verimin (kg/m2) çeşitlere göre farklılık gösterdiği, bükmenin etkisinin ise sadece Frisco çeşidinde gözlendiği, Yaprak Alan Indeksinin (Leaf Area Index=LAI) bitki başına ve sezona göre farklılık gösterdiği ve her zaman bükmeyle etkilenmediği tespit edilmiştir. Bükülen dallar üzerindeki yaprakların daha yüksek bir fotosentetik fotosistem 2 etkisi gösterdiği, (fotosistem 2 olmazsa bitkiler gıda üretemez) bükülen saplar üzerindeki yaprakların hasat edilebilir dik saplar üzerindeki yaprakların sıcaklığından yaklaşık 1oC daha düşük olduğu saptanmıştır.
Pien ve ark., (2001), bükülen gül sürgünlerinde yaprak alan indeksinin optimizasyonunu araştırmıştır. Kesme gül yetiştiriciliğinde bükme tekniğinin çiçeklenen gül sürgünlerinin verim ve kalitesini artırdığından dolayı bu uygulamanın büyük bir başarı sağladığı, bu başarının genellikle bükülen sürgünler üzerindeki fotosentez yaprakları tarafından çiçeklenen sürgüne yüksek bir karbonhidrat içeriği sağlamasından kaynaklandığı belirtilmiştir. Bununla birlikte gölgelenmiş (ve daha yaşlı) yaprakların fotosentez oranının azaldığı, bunun sonucu olarak en altta bükülen sürgünlerin özellikle düşük tabii ışık yoğunluklarında karbon artışına yardım edemedikleri bildirilmiştir. Şubat ayında Rosa hybrida “Frisco” gül çeşidinde bükülen sürgünlerin yaprak kütlesinin altında, ortasında ve üzerinde fotosentetik foton flux yağunluğu (photosynthetic photon flux density=PPFD) ölçülmüştür. Bükülen sürgünlerin yaprak alan indeksi (Leaf Area Index=LAI) aynı zamanda kaydedilmiş ve bükülen sürgünlerin yaprak alan indeksinin yaprak tabakasının ortasında 1.5-2 iken, bükülen sürgünlerin altında 4-5 olduğu tespit edilmiştir. Fotosentez oranı bükülen sürgünlerin yaprak seviyesinin altındaki ve üstündeki yapraklar için farklı ışık yoğunluklarında ölçülmüştür. Büküm tabakasının altındaki doymuş fotosentez oranının azaldığı, bükülen sürgünlerin üstündeki yapraklar için ise % 15’lik bir CO2 değişiminin ölçüldüğü saptanmıştır. Gece solunum oranının azaldığı ve ışık kompensasyon noktasının (asimile edilen CO2 miktarı ile dışarıya solunumla verilen CO2 miktarının eşit olduğu ışık şiddeti=fotosenteze başlamak için gereken en az ışık miktarı=300 lux) büküm tabakasının altındaki yapraklarda arttığı belirlenmiştir. Sınırlanmış ışık şartlarında daha alt tabakadaki ışık yoğunluğu ışık kompensasyon noktasının altına düşebilir, bu nedenle daha aşağıdaki yaprak tabakasının karbon dengesi olumsuz olabilir. Daha aşağıdaki büküm tabakasının bükülen sürgünlerin toplam karbon artışına yardımının olumsuz olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle onun yaprak alan indeksini sınırlamak daha iyi olabilirdi. Araştırma sonuçlarına dayanarak bükülen sürgünler üzerindeki fotosentez yapraklarının miktarını optimize etmek için, bükülen gül sürgünlerinde yaprak alan indeksinin 1-3.5 arasında tavsiye edildiği belirtilmiştir.
Ryan ve Erwin (2001), Rosa x hybrida L.’nin çiçek kalitesine taç şeklinin etkilerini belirlemek amacıyla yaptıkları bir araştırmada; Kardinal gül çeşidi sürgün bükme ve geleneksel olarak dikey terbiye edilen sistemde hydroponic bir solüsyonla sulanan kayayünü ortamında yetiştirilmiş, bütün hasat tarihlerinde sap uzunluklarının geleneksel sistemde 44.5- 54.5 cm arasında, bükülen sürgünlerde ise 68.1- 82.1 cm arasında değiştiği saptanmıştır. Çiçek büyüklüğünün bükülen sürgünlerde azaldığı, fakat geleneksel dikey sistemde Hazirandan Eylüle kadar azalmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte bütün hasatlarda çiçek çapının bükülen sürgünler üzerinden hasat edilen sürgünler üzerinde, geleneksel sistemde yetiştirilen bitkilerdeki sürgünler üzerindekilerden % 14 daha büyük olduğu, taç yönetim sistemi ve hasat tarihlerinin vazo ömrüne etkisinin olmadığı, çiçeklerin vazo ömürlerinin ise 9-13 gün arasında değiştiği tespit edilmiştir.
Tjosvold (2001.), tarla toprağında yetiştirilen ticari sera güllerinin verim ve kalitesi üzerine sürgün bükme uygulamasının etkilerini araştırmıştır. Bu amaçla araştırmada toprakta yetiştirilmiş ve geleneksel terbiye edilmiş 8 yaşındaki ticari sera gülleri başarılı bir şekilde bükme sistemine dönüştürülmüştür. Beş gül çeşidinin bulunduğu seradaki bitkilere hem bükme hem de geleneksel terbiye sistemi uygulanmış, her iki sisteminde de verim ve kalite bir yıl süreyle gözlenmiştir. Sonuç olarak; bükme uygulamasıyla üretimin 4 çeşitte % 2-22 oranında, taze ağırlığın ise % 2.8-10.2 oranında arttığı, bir çeşitte üretimin % 13 oranında, taze ağırlığın ise % 8.8 oranında azaldığı saptanmıştır. Bükme uygulaması ile sap uzunluğunun 3 çeşitte % 1.3-3.9 oranında arttığı, iki çeşitte ise % 0.7-0.8 oranında azaldığı belirlenmiştir. Sonuçta; önemli çeşitlerin verim ve kalitesi üzerine sadece bükmenin olumlu bir etkiye sahip olduğu belirtilmiştir.
bilgi